Yoruk Anatolian
Traditional Nomad Dogs for Functional Beauty
   Home      Çoban İti Makaleleri
Choban Chatter’da yayınlanan makalelerden Türkçeleri

1-Nedir Sokak Köpekleri? 2-Malak 3-Türkmen Tazı 4-Boğuş:Çoban İti Güreşi 5-Ekonomi icin Kısırlaştırma 6-Kırpılan Kulak, Kesilen Kuyruk, Sökülen Yumurtalık 7-Azalan Sürüler ve Yokolan Çoban İti
7- Gereksiz Bi Şiy 8- Pinokyo versus Uydu İtçilik 9- Beşli İle Söyleşi 10-Sertifikalı Tecavüz
 
Nedir Sokak Köpekleri?

Sokağa düşen her it bir sokak köpeğidir. Çoban anası, atası olup da, çobanlığı beceremeyip, ya da becerip sokağa düşen de sokak köpeğidir. Sokak köpeklerini iğrenç, bir işe yaramaz, zavallı, pis, ırk çorbası itler olarak görmektense, onları potansiyel özelliklerin saklandığı bir bulmacalar topluluğu olarak görüyorum. Ayrıca sokak köpeklerinin oldukça zeki olduklarını düşünüyorum. Bu en olumsuz koşullarda yaşayıp hayatta kalmayı cerebilen hayvanlar, her zaman çoban itlerine kan vermişlerdir ve almışlardır. Böylece sürekli genetik bir akışkanlık sağlamışlardır. İyi özellikler, kötü özellikler vermişlerdir çoban itlerine. Sonucu, hep yapılan işteki başarı ve çobanın hoşnutluğu belirlemiştir. Bu demek değildir ki sokakta bulunan her iti, çoban itleriyle çiftleştirelim. Bu demektir ki bu hep olmuştur. Beğenilen eniklerle yola devam edilmiş kötüler ise oracıkta, sokakta bırakılmıştır. Doğal olarak sokağa düşmüs bir seterin, çobanlık yapması ihtimali neredeyse sıfırdır. Çoban itinin bügün Anadolu’da bu aşamaya gelmesine katkı, çoban olacak yavruların seçiminde yatar, üretilmesinde değil.

Anadolu’daki sahil kesimlerinin sokak köpekleri, çoğunlukla, çakal büyüklüğündedirler; ortalama 55 cm. İstanbul’un sokak itlerinde, son yıllardaki Kangal salgınından ötürü, koyu Kangal özelliklerine rastlanır. Çoğunlukla enikken Sivas’tan getirilen bu itler, biraz büyünce, deneyimsiz, moda meraklısı sahiplerine yükolmaya başlarlar, zaten bu arada sahipler, bu yeni uğraşıya doymuşlardır, itler görevlerini tamamlamışlardır, sokağa atılma vakti gelmiştir.

Sokak itleri her donda olurlar. Vücut yapıları tazı ile çoban iti arasında salınır. Sonraki nesillere yansımasa bile, seçmesini bilen, sokak itleri arasından çok iyi çoban itleri bulup çıkartabilir. Mahmuzluları sıkça görülür, bu onların çoban itleriyle akrabalığının vurgularından biridir. Bu çoban itinde mahmuz olacaktır demek değildir (bak mahmuz). Sokak köpekleri çoğunlukla şehirlerde görülür. Köylerde sokak köpeği kolaylıkla gerek insanların hor görüsü, gerekse daha büyük itlerin baskısı yüzünden barınamaz. Ayrıca sokak köpekleri gereksizdir, köylünün bir işine yaramaz. Kapı zili kullanmak isterse, fındık itleri yeğler köylü.

Köy çevrelerinde görülen yarı yabanıl itler, Mezopotamya ve Anadolu’da binlerce yıldır yaşamaktadırlar. Bunlar şehirdeki itlere göre daha iridirler ve çoban itlerini daha çok andırırlar. Bunlar bazen avlanırlar, bazen, insan artıkları ve hayvan ölüleriyle geçinerek yaşamlarını sürdürüler. Çoban itlerinin onlardan türediğini varsaymak hiç de yanlış olmaz, çünkü bunlar ilk evcilleşme aşamasında, evcilleştirilmeye en yatkın olanlardır. Köye yakın yerlerde konaklarlar, yavrularlar. Köy çevresini sahiplenirler, yabancı hayvan ve insanları köydekilerden ayırdedebilirler, ve bunların köye yaklaşması durumunda havlayarak tehdidi uzaklaştırmaya çalışırlar. Bu aynı zamanda insanlar için de bir uyarıdır. İnsanlar bu itleri sevmeseler de, leşleri temizledikleri, yabancılara karşı uyardıkları için onlara hoşgörü gösterirler ve hatta çok eskilerde, ele geçirdiklari bazı yavruları gerek yemek için gerekse bekçilik için beslemislerdir. Günümüzde Asya’daki bazı ülkelerde itler hala yenmek için üretilseler de, Anadolu’da bu uygulama binlerce yıl önce kalkmıştır.

Şehirlerde ise, orta boylu oldukları için, çoban itleri kadar göze çarpmazlar, insanlarca tehdit edici bulunmazlar, az yiyecekle yetinebilirler, daha barınak rahat bulurlar. Bunların trafikten sakınıp, biraz akıllı olmaları gerekir. Bu hayata uyamayanların çoğu yaşamlarının ilk iki ayı içinde ölürler. Kalanlarsa hastalığa dayanıklı olup işini bilenlerdir.

Belki bir gün sokak köpeklerini saflaştırma çalışması yapılacaktır. Acaba nasıl yapılacaktır? Belki de birisi Anadolu sokak köpeklerinin, sokak köpekliği açısından zaten safkan olduklarını söyleyecektir, böylece saflaştırma çalışmasına gidilmeyecektir.

Yukarıdaki makale 2005 yılında Choban Chatter’da bazı eklemelerle yayınlandı.
2011 Eki: Her nekadar sokak itlerine Türkiye'deki devlet kurumları, itleri tedavi edip, buldukları yere bırakarak anlayışlı olsalar ve bu konuda batıya örnek teşkil etselerde yakın vadede tamamının barınak adı verilen toplama kamplarında istiflenmesi ihtimali çok yüksek. Bu kayıtsız olan her şeye karşı duyulan rahatsızlığın batı kaynaklı ithali sonucu olmakta.Ama her nedense sokak hayvanlarının da sokaktaki insanlar kadar sokakları kullanabilmesi hakkının olduğu sözde Hayvan Hakları savunucusu gruplarca dile getirimez, çünkü bu gruplar ödünç akılla düşünürler. İstifleyenlerin bu işten para kazanacaklarını hatırlatmaya gerek var mı?
Buna ek olarak, sözde "hayvanseverler"in kendi şımarık itlerine, sokak itleri yaklaştıklarında tekmeyi salladıklarına çok kez şahid oldum. Bu taklidci, görgüsüz kesim sokak itini sahiblenmektense, Avrupa ithali ne varsa üzerine atlar. Önlerinden mükemmel yapılı sokak itleri geçerken onlar "Lab mi alsak, Retriever mi?"kayıtsızlığı ile sokak itine bir "hoşt" çekerler.Oysa sokak iti sahiblenildiğinde uzun vadede en az sağlık sorunu ile karşılaşacak olan ittir. Ve kendine saygı duymayan bir millet fikirde olsun mal da olsun, tabii ki ithal masturbasyonculuğu ile zevklenecektir.
 
 
Malak

Irk saptarken bir çok kıstas vardır ve ırk A, Irk B’den elle tutulur bır şekilde farklı olmalıdır. Elle neyin tutulacağı konusunu geçersek ve karşılaştırma konusuna geçersek yapmamız gereken açıktır. Farklı olanın bütün olandan farkını görmek için, bir temel aritmetik işlemi gibi, birini diğerinden çıkarmalıyız. Bunun için bütünün ne olduğu, çıkarılacak olandan daha çok önem taşır, çünkü farklı olan, ancak bütüne göre farklı olabilir. Kendi kendinden farklılık durumu olamaz.

Anadolu’da çok ağır yapılı kangalsı itler neden vardır? Koyun gütmek için değil, çünkü çok yavaştırlar. Hele keçi gütmek için hiç değil. Manda çobanlığı olabilirdi ama ne böyle bir iş bölümünden haberdarız ne de Malak’ın yüzme yeteneklerinden.

Bu itler, 2000 yılında dikkatimi çekti. 2004 yılı yazında kangal için Orta Anadolu ya da Hitit Mastifi dedim tanımlama niyetiyle. Bu tanımlama kangal türevi itleri kapsıyordu.. Anadolu’da “Malak” ya da “malaklı” denilen itler de bu tanım açısından mastifdirler. Bu itlerin Anadolu Türkçesindeki adı Malak’tır. Bu itlerin iyice sarkık dudaklı olanlarına Konya, Aksaray ve Nevşehir’de yoğun olarak rastlanırsa da Balıkesir, Denizli, Burdur, Maraş hatta Erzurum ve Ağrı ilerinde de bu ağır yapılı itlerin örneklerine rastlanır. İlgisizmiş görünen bölgelerde görünmesinin nedeni Anadolu’daki it güreştirme geleneğidir.

Mastifsi itlerin Türklerden önceki Anadolu’daki varlıkları biliniyor (bkz Kangal Tutmak makalesi). Bu itler gelişimlerini yazılı olmayan zamanlarda tamamlamışlar zaten.Şimdi yapılması gereken araştırmaktır. Bu itlerin antik tarihlerini çağrıştırması açısından, antik bir halkın adıyla anılmalarının daha doğru olduğunu düşündüm. Ama “Malak” tek başına yeterlidir aslında. Orta Anadolu’da yaşayan Hititlerin bu çeşit itleri ürettiklerini biliyoruz.

Zaten mastifsi olduğu Kabul edilen kangaldan ayrı olarak, başka bir türün varlığı gözönüne alındığında akyaka kangala da Mastif denme eğilimi başgösterebilir yakında. Nedeni açıktır. Kangal ırk tanımına göre ak ve karabaşsız olmamalıdır. Peki ak olanlar ne yapılacaktır? Çözüm şudur: Onlara da yeni bir sınıf yaratılır. Demek olur ki, Kangal renk standartı dışında kalanlar, oluşturulan yeni sınıfa aktarılır! Bu yolla da Tanrı’ca saptanıp, yukarıdan indiğine inanılan “saf” Kangal standartlarına ilişilmemiş olacaktır.

Ama, ve Malak her renk olabilir. Bu durumda akyaka kangallar, Malak kümesi altında toplanabilirler. Ak kangalın varlığını olumlamaktansa farklı renklerdeki kangal ya da kangalsı itlere “ak

Mastif, sırtlan Mastif, ala Mastif” dendiğinde olası bütünlük sorunları da devreden çıkartılmış olur. Böylece, Sivas ve çevresinin karabaşlı itlerinin renk saflığı inancı zedelenmemiş olur.

Beden ve Kafa

Malak, kangal ile yapı olarak birbirlerine çok yakındırlar. Beğeni goren kangallar, kafa iriliği, göğüs genişliği, ve aşırılık açılarından malaksıdırlar. İkisi arasındaki fark kolayca görülmez. Malak itlerde, alın kangaldaki kadar gelişmemiştir. Malak da agırlık arttıkça, beden fıçıyı andırır ve yandan bakıldıgında oran kare değil, diktortgendir. Malak daha az kıllı olup, kuyrukta kıvrıklık belirgin değildir. Ama hep dedigim gibi Anadolu’da istisnalar bir kuraldır. Kıvrık kuyruklulara da rastlanır. Yapıları itabarı ile it güreşleri için idealdirler. Benim rastladıklarım biri hariç genellikle sakin yapılı idiler.

Ad Kökeni

Yanaklı, dudaklı, ağır yapılı itlere verilen addır Malak. Sözcük, mandamsı it anlamına gelir. İtlerin tavırları da mandayı çağrıştırır zaten. Bazı bölgelerde Malak, camız yavrusu anlamına gelen Balak’a dönüşür. Bu ad sözcük, Suriye ve Irak’ta ta kullanılır.

Irk, Sınıflama ve İşlev

Peki malak bir ırk mıdır? Henüz değil. Peki bir ırk mıydı? Anadolu’da genel topluluklar vardı. Çoban itleri, tazılar, fındıklar, kopaylar ayrı toplulukdular. Bu kümeler kendi içlerinde yerel farklılıklar taşıyan alt kümeler oluşturmuşlardı. Ana kümeler her zaman kendi içlerinde kan değiş tokuşunda bulundular. Hatta bununla da kalınmayıp, kümeler arası kan aktarımı da oldu.

Bu bağlamda, koyun itleri gibi hızlı olmayan Malak, asıl görevi, ambar, mandıra ya da mezba beklemek ve de arada özel günlerde, şenliklerde güreşmek ve mizaç olarak farklı da olsa çobanlar kümesinde incelenmelidir, çünkü çobanlık korumacılıktır. Malak durağan korumacı iken, Kangal gezgin korumacıdır.

Bu alt küme kesin mizaç ve ölçüler ile tanımlandığında ve tatmin edici bir soy kütüğüne sahip olduğunda ırk olarak ele alınabilecektir. Yine bu bağlamda Malağa göre, özgün farklılıkları olan Kangal bölgesi itleri bile henüz ırklaşmamışlardır. Nedeni ise, ırklaşmanın koşullarındadır.

Yine başa döndük. Adlar ve tanımlamalar. Evet Malak genel bir ad tanımı açısından bakıldığında ana görevi bekçilik ve özel gönlerde güreşmek olan, Türklere Sümer ya da Hititlerden, geçen, Sivas’ın Çoban İti gibi Orta Anadolu’da en yoğun olarak görülen antik bir ittir.

Bu konuda geniş bir alan çalışmasına gerek vardır. Bu Türklerin, hayvan güreşi göreneklerini antik halklardan aldığı anlamına gelmez. Türkler her zaman bu geleneğe sahipti. Ben ayrıca Malağın tarihsel olarak Anadolu’da kalın yapılı, özellikle Kangal tarzı itlerin üretilmesinde etkili olduğunu tahmin ediyorum. Dahası bu uygulamanın izleri bazı it gösterim yarışmalarında ön sıralarda yer alan itlerde açıkça görülmektedir.

Yine kesin olarak hangisinin digerinden ince geldiği söylenemez. Malağın, Kangala katkıda bulunduğu varsayımına karşı olarak, ağır yapılı eniklerin yüzyıllarca seçilerek, benzerlerinin bir arada yoğun bir şekilde üretilmesi ile ağır ve iri itlerin üretildiği de pekala önesürülebilir.

Malak, Anadolu Türkü tarafından kullanılan bir addır. Malak, yeni nesil ithane sahiplerine ve dernek önderlerine değil, bunların ilk eli geleneksel yetiştiricilere aittir. İthanecinin bir eli it güreşlerinde, öteki eli ise ırk yaratmaktadır. Bu soyun en nadide örneklerini it güreşlerinde saptayıp, edinip, bu soyun asıl üreticilerine sırt dönüp, yeniden adlandırmakla meşguldür yeni Avrupa ithaneciliği zihniyetli ithaneciler. Belli kıstaslar açısından, en iyi it örneklerinin neden pehlivanlar arasından çıktığı ayrıca incelenecektir. Burada dikkati çekmek istediğim başka bir nokta da sentezin verilerindedir: Avrupa ıslahatçılığı bir elde, Anadolu Türk geleneği güreşler öte elde!

Atatürk, Türkler öncesi uygarlıkların Anadolu’daki varlıkları için araştırmaları başlatmada bir öncü idi. Onun adını verdiği, “Sümerbank, Etibank” lar karşıt ideolojideki yönetimlerce silindiler, ama hala Eti ve Sümer adlı Cumhuriyet devri çocukları hayattalar. Atatürk”ün milliyetçiliği, ırk tabanlı değil, halk tabanlı idi. Anadolu’nun tüm halklarını, kültürleri ve geçmişleri ile tanıyıp, olası çeşitli sorunlardan uzak kalmak için tek dil çevresine toplamıştı. Dil, Türkçe idi. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışında, Anadolu’nun antik halkları anlamak bir gereklilikti. Atatürk, sloganlara değil, anlamlara yönelmişti.

Peki Türklerin konumu nedir bu molos söz konusu olduğunda? Türkler ya da çok eski eski seslendirilişi ile Törökler, tüm kendilerinden önceki uygarlıkların mirasçısıdırlar. Şu ki Sümer Türktür, Türk Sümerdir. Türkmen Eti’leşeli, Eti Türkmen’leşeli yüzyıllar olmuştur.

Toplarsam: bütün, parçaların toplamından büyüktür.

Nisan 2005 İngilizcesi, Choban Chatter için yazıldı
 
 
Kırpılan Kulak, Kesilen Kuyruk, Sökülen Yumurtalık

İyi de kuyruk nedir? Omurganın son halkalarındandır kuyruk. Ana gövdenin ötesine uzanır. Hareketli 23 eklemin son parçasıdır. Bazı iskeletlerde kuyruk halkası gelişmemiştir. Gelişmemiş kuyruğa “temel kuyruk” denir. Bazıları çok kısa ve göze görunmezdir.

Çoban itlerine uygulanabileceği üzre, tüm çoban itlerinin kuyruğu yoktur. Bazıları kısa, gelişmemiş kuyruklarla doğarlar. Bazı ırklarda kuyruk, doğuştan hemen sonra kırpılır. Kuyruksuz itlere güdük denir. Güdükler gerek doğuştan gerekse sonradan olsunlar çoğunlukla calışan ve güden itler kümesindedirler. Bu irklarda, itin kullanılacağı işe göre, uzun kuyruk engel ya da tehlike kaynağı olarak görülür.

İnsan irkı, it kuyruğundan sözederken, onu itin dili olarak düşünme eğilimindedir. Kuyruk, organik ve sessiz bir konuşma dili olarak algılanır. Bu inanışa göre, güdükler iletişim yeteneklerinden mahrumdurlar. İşin aslında, kuyruk, itin zihninin bir barometresidir. Henekadar, kuyruğun görsel konumunun iletişimi kısmen etkilediği dikkate alınabilirse de, it kuyruğu ile iletişmez; kuyruk hareketleri, itin zihni durumunun sonuç göstergesidir. İnsancik, bilginin kaynağını ayırd etme süreci konusunda pek yaratıcıdır. Kimi, kuyruk hareketlerini iletişime yorar. İt kuyruğunu ve kulaklarını, başka it ve insanların yokluğunda da kullanır. Tepki, iletişim değildir, sadece tavır almak ve konuşlanmaktır. Yorumlarımız, nihayetinde kabullerimiz, algımız ile sınırlıdır.

Çoğu modern baytarlar, kulak kesmenin, gösteriş amaçlı olarak yapıldığına inanır ve bu uygulamayı insanlık dışı bulurlar. Ayrıca itlerin diğer itler ve insanlarla kulak dili ile konuştuğuna da inanabilirler. Bununla birlikte sarkık kulaklı itler, kulaklarını Alman kurdunun yaptığı gibi hareket ettirip döndüremezler. Sarkık kulaklı itlerde, adeta hiç bir devinimli kulak pozisyonu olmadığı için, bunlarda kulaklı iletişim çok sınırlı olacaktır. Kesim karşıtları, ancak böylece, düşük kulaklı itin kulağının yarısını keserek, o itin diğerleri ile iletişime geçmesine yardımcı olacaklardır. Buradaki seçim özneldir. Benzer durumda modern baytar, itin mahmuzlarını kopartmakta bir sakınca görmez, çünkü inanılır ki mahmuzlar arazide dikenli çalılara takılabilirler! Çoban iti, geleneksel ortamında mahmuzlarını çalılara kaptırmadan pekala hayatta kalır aynı çift mahmuzlu Pirene Dağ iti gibi. Aynı çoban itleri kırpık kulakları ile gayet iyi iletişim kurabilirler diğer itlerle. Parlak gözlemcilerin, it ile aynı dünya görüşünü paylaşamadıkları için ne yazık ki gözden kaçırdıkları, itin ana gövdesi, gözleri ve ses telleri ile iletişim kurduklarıdır.

Kuyruk, itin arka kısmındadır. Kuyruk, insanın elleri gibi işlemez. İnsan eli işlerken, elin sahibinin kültürüne göre değişik el işaretleri kullanılır. Bir itin, başı, gözleri ve ağzıdır diğer bir iti gören. Bunlar cephedir. Iletişim kurmak istemeyen bir it, diğer bir ite sırtını döner. Buna ek olarak it koku salgılayarak diğer itin bunu analiz sürecine almasını sağlar ve bu kuyrukta gerçekleşmez; beyinde gerçekleşir.

Hindistan’da çok uzun kulaklı keçi ırklarının kulakları, yayılma alanlarındaki dikenli çalı ve dallardan korunmak amaçlı olarak kırpılır. Uzun ve sarkık kulak zaten doğal bir gelişim değildir. Kulakların kesilmesi ile bu yapay gelişimin getirdiği olumsuzluklar bir ölçüde giderilir. Örneğin, Anadolu’da Maltız keçisinin memelerine keçi sütyeni giydirilir, böylece memeler dikenli makilerde parçalanmazlar. Çoban iti kırpık kulaklar ile daha iyi duyar. Bu her düşük kulaklı it türü için geçerlidir. Bunu kendi kulağınızı katlayıp, kapatarak deneyebilirsiniz. Aynısı, it için de geçerlidir. Dik kulaklı it, kulaklarını, kökünden kendi etrafında, sesin geldiği ya da geldiğini düşündüğü yöne döndürebilir. Kulağı kırpılmamış, Çoban iti de aynı döndürme hareketini bir yere kadar yapabilir ama kulak katlanmış olduğu için, bir kurdun kulağına ulaşan ses aynı şiddette onunkine girmez. Çoban itinin kulağı kesilerek, kulağın kendi çevresinde dönmesi sağlanır, böylece de kulağa ulaşan veri artar.

Kuyruğun hayati işlevleri vardır. Kalın kuyruklu bir it, dondurucu soğukta, kuyruğunu bedenine dolayıp, yözünü kapatarak enerji tasarrufu yapar. Çok çevik itler, kuyruklarını ani dönüş hareketleri esnasında, karşı dengeyi saglamak için kullanırlar. Kuyruk, suda dümen görevi görür. Sinekli bölgelerde it kuyruğunu, sinekleri savmak için kullanır.

Bununla birlikte, Eski İngiliz Çoban köpeği, Çoban iti gibi bazı itler kuyruksuz doğarlar. Bu itler de sırtlanlarda olduğu gibi çok kısa kuyruk görülür, buna rağmen hem iletişimlerinden geri kalmazlar hem de dondurucu soğuklarda donmazlar. Kuyruksuz itlere “güdük” denir. Güdükler, kıvrık kuyruklu itler gibi, genellikle yapay olarak kısa gövdeye sahibdirler.

Dogu Anadolu’da bazı yerlerde Çoban itinin kuyrugunun 1/3 unu kırpılır. Anadolu’da çobanların coğu uzun kuyruklu itlerden hoşlanmazlar. Bunun akılcı bir açıklaması vardır ya da yoktur; nihayetinde çobanlar, kuyruk uzadıkça, cesaretin azaldığına inanırlar. Bunun arkasında uygulama ve gözlemden gelen nedenler olduğu açık.

Kuyruk kırpma uygulaması, pratik nedenlere ek olarak kültürel bir uygulamadır da. Gelenektir. Kırpık kulakların bir çok faydası vardır. Kırpık kulaklı bir it, başka bir itle ya da kurdla boğuşurken kulaklarını kaptırabilir. Bu görülen bir durumdur. Çoban iti, oyun amaçlı boguşmalarında bile serttir ve ciddidir. Bu nedenle bazen yakalanan bir kulak bırakılmak istenmeyebilir. On günlükken kulağı kırpılan bir itin kulak yarasından ilerde ölmesi ihtimali yoktur, çünkü kulak kırpıldıktan sonra anası kulağını yalar ve iyileştirir. Kulak, enik ne kadar gençken, hava ne denli serinken kesilirse, o denli çabuk iyileşir; eniğin acı çekmesi ihtimali azalmış olur. Aynı kısırlastırma gibi, erken kesim hem kesen hem kesilen için daha kolaydır. Bazı itlerin kulakları sinek ve kenelere karşı hassastır. Özellikle yaz döneminde arazide dolaşan kulaklı av köpeklerinin kulakları kene ve pire ile dolar. Kulak emici sinekler de kulağı dıştan içe emer ve kanatırlar. İşi sürekli arazide olan kulaksız Çoban iti bu sorundan kısmen arındırılır.

“Kulak kesilecekse hic olmazsa baytar tarafindan kesilsin” önerisi getirilebilir. Bu öneri, gerçek üreticinin temel, gelenekçil haklarının ondan alınıp, belli bir meslek gurubuna verilmesi olur. Çoban kulak kesmeyi atadan öğrenir ve oğluna öğretir. Kasablık mesleği, veterinerlerin tekeline verildiğinde, çobanlık mesleği de onlara geçecektir ki bu durumda, teknik bilimin verdiği zararlarla, otantik anlamda çoban iti kalmayacaktır. İnsiyatifler sorumlulardan alınıp, sorumsuzlara aktarıldığında, ürün gelenekçil değil endustriyel olur.

Düşük kulaklı itlerin iç kulakları yağmur ve tozdan korunsalar da, kapalı kulak, fungus ve bakteriler için olduğu kadar, bit ve keneler için de bir üreme ortamı oluştururlar. Hava almayan kulaklar kokuşur, içine bir şekilde giren ya da pisi otları dışaru ancak baytar yardımıyla çıkartılabilir. Kesik kulaklı bir itte bu sorunların ortaya çıkması baştan, kökten bir bçcimde engellenir.

Buna ek olarak, Kulak Hematomasi denilen durum uzun ve düşük kulaklı itlerde görünür. Kulakların koşu ve oynama anında aşırı sallanarak, deriye çarpması ile kılcal damarların çatlaması durumudur hematoma. Hematoma kulak yapısınının bozar. Sürekli bakım altında olmayan çoban itlerinde ise enfeksiyon nedeni ile ölüme neden olabilir.

Aşırı soğuklarda görev yapan, kesik kulaklı çoban iti soğuklara karşı daha dayanıklı olur, çünkü küçülen kulak, dış hava ile bedenin etkileşimini azaltır. Yüzey azaldıkça, sıcaklık kaybı da azalır. Daha az enerji harcayan it, daha az yer.

Burada, artık modern bir çağda yaşadığımız seviyesiz itirazi yapılacak olursa, verilecek karşılık, “Bu modern çağda, artık ne sürü kalmıştır ne de kurt. Çoban iti uretimine de son verelim” olacaktır. Bu sapma alanına bir kez adım attınız mı, akıntı sizi çok uzaklara götürür.

Çoban itinin anlamı, onun bağimsız kişiliğindedir. Bağımsız kişilik ve kendine buyruk kararlar vermesi icin evrimleştirilen çoban iti, bir kez olgunluğa ulaştı mı, müdahale edilmek istemez. Haftalık, kulak, diş, kıl, tırnak bakımlari çoban iti için değildir. O temel beslenme ve asgari barınma ile sorunsuz, sağlıklı yaşayabilecek, binlerce yıldır, itina ile geliştirilmiş ender ırklardandır.

Eğer Alabayları geleneksel ortamlarında, kulakları ve kuyrukları ile bıraksaydık, bazı bireylerin kulak ve kuyruk nedenli parazit sorunları ile karşılaştıklarını görebilirdik. Bu sınanmış ve kayda geçirilmis bir durum olmadığı için, kuyruk kesimi ile sağlık arasındaki ilişkiyi açık bir sekilde ortaya koymak güç olacaktır.

Bunu saptamışken, uzun-yağlı kuyruklu koyunların, bazı sinekler için üreme alanı olduğunu da belirtmek gerekir. Çok uzun ve kıvrık kuyruklu bir itin kuyruğu da benzer koşullar altında, sinekler için üremek için yuva görevi görebildikleri ileri sürülebilir, ki Dağlıç koyunun kuyruk ucu, buna meydan vermemek icin kırpılır. Avustralya, İngiltere ve Kanada’da, yerli koyun kuyruğundan çok daha dar ve kısa olan koyunların kuyruğu sağlık gerekçesi ile kırpılır.

Anadolu’da kuyruk kırpma göreneğinin azlığı, Çoban itlerinin daha çok Anadolu kökenli olduğuna kültürel bir işarettir. Hernekadar Türkmen oymakları 1200 yıl once Anadolu’ya Türkmenistan ve çevresinden göçmüslerse de, kuyruk kırpma uygulaması Anadolu’da ender olarak uygulanmaktadır. Türkmenler, bu göreneği neden arkalarında bırakmış olabilirler? Belki de Türkmenler, Anadolu yerlilerinin içinde azınlık durumuna düşmuşlerdi. Sonunda bu geleneği hepten uygulamaz oldular. Belki de Orta Asya’da koyun ve itlerin kuyruklarını yuva olarak kullanan ve kurtlanmasına neden olan sinek türü Anadolu’da yoktu!

Kuyruk kesimi doğa değil, yetiştirme kökenli bir seçimdir. İte, acı çektirme çobanın bakış acısı ile amaç değildir. Amaç acı çektirmek olmadığı için, bu uygulama çobanın zevk alması niyetini taşımaz. Kulak kesimi acı verir –bazı enikler acıya dayanıklı oldukları için ne seslerini çikartır ne de debelenirler- ama kan gövdeyi götürmez; bu süreç eniğin tepkisini ölçmek için de değerlendirilir. Çoban eniğinin acıya dayanıklı olması şarttır. Geleneksel seçim kıstaslarının başında gelir acıya dayanıklılık, çünkü çoban iti ellenme ya da kaldırımda süs olarak dolaştırılma, kuaförde işkence edilmek niyeti ile ya da hayvan sevgisini kanıtlama amaçlı olarak üretilmez. Sınama, çobanın acı çektirmekten zevk alması, ya da eniğin acı duyması ile ilgili değildir. Çoban için de bu bir ceşit gerginliktir. Bu uygulama eleme ve seçim ile ilgilidir. “İnsancıl seçim” diye bir şey yoktur. İnsancıllık, bir insan uydurmasıdir ve konusu insandır. Ağaca insan gibi davranmak diye bir şey yoktur. Ya estetik eğilimli, kültürel olarak tarafgir, siyasi olarak yanlış-doğru seçim vardır ya da tamamen ticari olan eleme ve seçim.

Güdük it üretimi uluslararası platformda henüz yasak değildir ama kuyruk kırpmak yasaktır bazı ülkelerde. Aynı ülkelerde, kafatası yamultulmuş İngiliz buldoğu, iskelet sistemi deforme edilmiş sosis gövdeli ya da düşük kalçali it cinsleri üretmek kabul edilebilir bir siyasettir. Bir yaşam formunun genetiğini, bizi eğlendirsin diye biçmek, dikmek, değiştirmek kısacası piçleştirmek zalimce değil iken, “insancıl hayvancılar”a göre, kuyruk kırpmak insanlık dışıdır ama yumurtalık kırpmak değil. İtlerin yumurtalıklarını sökmek ve kulaklarını modern görüntülü küpe adı verilen tellerle delmek, deri altlarına kansorejen etkisi bilinen chip takmak da “tıbbi” mazareti ile kabul edilebilir insanca davranışlardan kabul edilir. Bu düğümlenmis, dolanık zihniyete göre, biri zalimcedir diğeri de insanca!

Gerek, kısa kuyruklu gerekse güdük olsun, Çoban iti, sırf güdük diye, çobanlama yeteneğini yitirmez. Alabaylar güdük doğarlar ya da kuyruklari sonradan kırpılir genel kabul görmus bir uygulama olarak. Bu ABD ‘de böyledir, Rusya’da da, Türkmenistan’da da. Kulak ve kuyruk kırpma hakkında bir çok doğru olmayan söylenti ortalikta dolaşır, ama tüm onlardan bağımsız olarak bu uygulama gösteri podyumunda teşhir etmek için var değildir. Bu uygulamanın nedeni uygulama ve inanç kaynaklıdır. Eksik performans, eksik kulak ve kuyrukdan daha önemlidir. Dobermandaki kuyruk ve kulak kırpma uygulaması Çoban itindeki uygulama ile karıştırılmamalıdır. Önceki, çoğunlukla estetik nedenlerle tercih edilir; sonraki, estetik değişime neden de olsa işlev, kültüre ve gelenek kökenlidir.

1992’de kardeşim adını Amy koyduğu Spaniel cinsi bir enik aldı. Çevremizden bir an önce kuyruğunu kırptırmamız için uyarı almaya başladı. Oysa püsküllü kızıl kuyruğun güneşte ışıması estetik olarak pek hoştu . Evet, heyecanlanınca sallamaya başladığı kuyruğu heryana çarpıyordu ama ava da gitmeyecekti. Bana fikrimi sorduğunda, herkesin yaptığını yapmak zorunda olmadığımızı söyledim ve kuyruk kesilmedi. Amy, 14.5 yaşında eceli ile öldü. Yazlığımızın bahçesindeki mezarına sade bir törenle gömüldü ve hala orada. Şimdiye kadar edindiğim ve elimde tuttuğum çoban iti eniklerinin hiç birinin kulaklarını kesmedim. Biri kırpık kulaklı geldi ve kırpık kulaklıya her baktığımda arkasında İsa’dan önce 9000’den beri süregelen geleneği görüyorum.

İtler hakkında kararları, ne toplum, ne ruh sağlıkları ve zeka seviyeleri sorgulanabilir kişilerin oluşturdukları uzmansı kümeler ve ne de devlet ama sadece sahibleri vermelidir. Kırpma kültürünün karşısına, kırpmanın kötü olduğunu söyleyen, “cici” görüntülü, “modern” ve de “universal” olduğunu iddia eden başka bir kültür çıkartıp, bir öncekini yasaklamaya çalışmak sadece kendi tarikatının doğru olduğuna iman etmiş yeni bir kültürün antidemokratik zorlamasıdır. Bir doğrunun, öteki doğruya olan üstünlüğü subjektiftir. Çoğu zaman bir tarafın doğrusu, öte tarafın yanlışıdır. Kulak kesen çoban, bana hiç bir zaman aldığım eniklerin kulaklarının kesilmesi ya da kısırlaştırılması koçulunu getirmedi. Peki, bu durumda benim geri dönüp ona neyi nasıl yapacağını söyleme hakkım, hangi kadim doğru tarafından saptanıp, onaylanabilir?

Yanıt, “bilim” değil, çünkü bilimin, rahibidir bilgin, Tanrısı değil. Kulak kırpma, Anadolu Koyçısının sünnetidir. Nasıl Anadolu’da erkek sünnetsiz olmaz, Koyçının da sünnetsizi olmaz. Gelenekler bir anda işgal edilmiyor. Adım, adım. Alıştıra, alıştıra. Değerlerden bir adım ödün verdiniz mi, tümünü kayıb bilin.

İtlikalın,

Güvener Işık

20080207 İngilizcesi, Choban Chatter için yazıldı
 
 
Türk İtseverlerin Türkçe Sözlüğü

Agresif: Saldırgan Alabai: Alabay Anne: Ana Başıboş: Hürriyeti henüz hayvanseverce elinden alınmamış, serbest, çoğunlukla sokaklarda yaşayan yarı evcil, zararsız hayvan
Bebek: Enik Beyaz: Ak Bilim Adamı: Sonsöz hakkına sahib, kilise ya da cami yerine üniversitede vaaz veren, sözleri ayet muamelesi gören, modern ruhban sınıf Bilimsel Araştırma: İdeolojinin istatistik ve metod ile ifadesi Bilimsel Sonuç: Hipotezin, teori, teorinin mutlak doğru sanılması hali Bulamaç:Yal : çoban itinin gelenekçil yemeği FCI’ya girmek: FCI’ın Türk itine girmesi; teslimiyetcilik; aferin dilenciliği; kapitülasyonların itlere kadar uzanması; kültürel işgallerden bir tanesi Festival (1): Şenlik; (2): Teşhir; (3): İşe yarmazlığını gözardı edip, görüntülerin yarıştırıldığı, Holywood usulu temsil: Kanaryanın ötmeyenini, atın koşmayanını sırf cici diye birinci yapma üçkağıdcılığı. Hayvan barınağı: toplama kampı; kedi ve özellikle itlerin maneviyatlarının sarsılması için istiflenmelerinin gerçekleştirildiği merkez; az birim alanda çok canlı hayatta tutma telli örgühanesi; hayvan hapisanesi Hayvan Hakları: Hayvan meraklısı insanların, merkezce daha iyi denetlenebilmesi ve istihdam yaratılabilmesi için haklarının gaspı Hayvansever: Kedi ve it-sever; tavuk, balık ve sığır-yer; sığırların küpelenmesine karşı çıkmayan; ülkesinde kendi cinsine işkence durumları yokmuş gibi davranıp, mezbahalarda boğazlanan sığır eti ile kedi ve itini beslemekte sakınca görmeyen. İki renkli: Ala İnsancıl: Hayvanların insanlarla karıştırılması hali; hayvana insanmış gibi davranıyormuş gibi yapmak Kastrasyon: Kısırlaştırma: Taşak ve yumurtalık yolma işlemi Kennel (1): Kafes Kennel (2): İthane; köpek çiftliği Kız: dişi, kancık Köpek maması: paketlenmiş, itlerin bile yemeyeceği mezbaha artıklarının yenebilir hale getirilmek için yağla ve koruyucu kimyevi maddelerle kaplanmış hali; kansorejen modern it yemi; tembel şehirlinin itine layık gördüğü “fastfood”. Mama: it yemi Man stopper: Adam durdurabilen it Melez: Irkçı hayvan üreticisince ataları zinaya zorlanmamış olan hayvan Modern: kendinden önceki nesillerin inanç, seçim ve uygulamalarını ilkel gören reddiyeci; atalarının kültürünü, yabancı kültürlerle değiş tokuş eden, yücelten, kültür taklidçisi; şehirli tüketici; üretmeyen, ithal eden ya da ortak olan Oğlan: Erkek Pati: Pençe Pet: Evcil; ellenebilir hayvan Peynir altı suyu: Göksu; sarısu; yeşilsu Positive Training: Olumlu eğitim; doğruyu ödüllendirmek Safkan: Aynı hayvanın ölünceye kadar kendi kız ve torunları ile çiftleştirilmesinin ürünü Saluki: Tazı Show: Gösteri, teşhir Siyah Maske: Karabaş Tracker: İz sürücü it Yavru: Enik; İngiliz, it eniğine “puppy” derken dilini bilmez Türk, yavru, kız, oğlan der. Aynı şuursuz için kuzu da koyun yavrusudur.
 
 
Kangal İhrac Yasağı

Kangal’ın ihracı devlet makamlarının iznine bağlıdır T.C’de. Amaç Kangal’ın yokolmasının önüne geçmekdir. Çok sayıda Kangal’ın ihracının Anadolu’da Kangal’ın kökünü kurutucağına inanılmakta ya da söylenmektedir yasağa gerekçe olarak. Bu yasağı hararetle destekleyenlerin başında “Kangalların babası” Doğan Kartay gelmektedir. Son konuştuğumuzda, tükenme tehlikesinin ortadan kalktığını ama Akbaş’ın benzer bir tehlike ile yüzüze olduğunu bana anlattı Kartay. Akbaşın varlığına inanmadığım gibi, Kangalın yokolmasının önüne geçme yöntemine de katılmadım.

Karakeçive Karabaş koyunların altürleri son elli sene içinde devlet politikaları nedeni ile yokoldular. Tiftik keçisi hem hızla yokoldu hem de karakeçi ile melezlenerek erime noktasına geldi. Deve tükendi. Boz ve Sarı sığır adeta tükendiler. İçerde bu hayvanların varolması için elzem olan koşullar ortadan kaldırılınca bu hayvanların beslenme gerekçesi azaldı. Akkaraman koyunun azaldığı heryerde Kangalın türevleri yokoldu. Keçinin kökünün kazındığı her yerde Yörüklerin keçi itleri buharlaştı. Bu erimenin nedeni bu hayvanların ihracı değildi. Bu hayvanları, Kangal da dahil olmak üzre kimse yurtdışına tırlar dolusu götürmemişti zaten. İhraç yasağı, ihrac edenlerin önüne geçmek için olduğu gibi, ihrac edenleri azalmanın nedeni gibi göstermekte. Bu durum Bodrum’da çıkan orman yangınında Yunanı sorumlu tutmaya benziyor.

Bu konuda Tiftik keçisinin tarihi durumuna gözatmak bize gidişat konusunda fikir verecektir. Tiftik keçisi, yurt dışında “Angora/Ankara” olarak bilinir ve günümüzde en nitelikli tiftik keçisi kılı; tiftik; moher, anavatanı Anadolu’da düşük miktarlarda üretilir. Bu konuda, ABD, Avustralya ve Güney Afrika başı çekmektedir. Bu ülkelerde, Anadolu’dan bin bir güçlükle yaklaşık 150 yıl önce götürülen bir avuç keçi serpilmiştir. ABD’ye ilk ithal 1838 yılında gerçekleşmiştir. 2000 yılı itibarı ile ABD’deki Tiftik keçisi sayısı, küçük bir azalmaya rağmen, 1.3 milyondur. Tiftik keçilerinin %99’u, iklimi kurak olan Texas, Arizona ve New Mexico gibi eyaletlerde yetiştirilmektedir.

Avustralya’ya ilk Tiftik Keçisi 1833’de ithal edilmiş ve bu 1878’e kadar sürmüstür. Avustralya kaynaklarına göre orijinal Ankara Tiftik Keçisi 1870’lerde Türkiye’de tükenmiştir. 1850’lerde ise Anadolu’da yaklaşık bir milyon kg tiftik üretilebilmekteydi. O zamana kadar ise Tiftik Keçisi Osmanlılar tarafından ciddiyetle korunmuş ve geliştirilmişlerdi.

ABD’ye ilk ithal bir doktor tarafından, ona Osmanlı sarayı tarafından ödül olarak verilen bir sürü ile başladı. Bu sürünün içinde bir de Keşmir keçisi vardı. Daha sonra ABD’ye baska keçiler de gönderilmekle birlikte, ABD’deki Keşmir keçisi üretimi de Anadolu’dan giden bu tek keçi ile başlatıldı. KaraKıl Keçileri kıl altlarında yün barındırdıklarından Keşmir Keçisi olarak görülebilirler, çünkü genel yapı itibarı ile Tibet keçisini andırırlar. Keşmir Keçisinin Osmanlıca hediye edilmesi demek, o zamanlar Anadolu’da Keşmir üretildiğine dayanaktır. Keşmirin kaynağı da KaraKıl Keçisi olmalıydı. Kıl Keçisi

Tiftik keçisini dünyaya özgün adı ile tanıtamadıktan başka, dünyanın birincil tiftik üreticisi Türkiye, “tiftik” adını da ilgisizlikden literatüre geçiremedi ve ipeksi kıl, tiftik, moher olarak adlandı.

Görüldüğü gibi, öcü gibi korkulan ve her durumda suçlanan yabancılar Tiftik keçisinin yokolmasından sorumlu değiller. Tersine gelişmelerine katkıda bulunmuşlar. Anadolu’da binlerce sürünün erimesine, mani olmayan keçicilerin meralarını çeşitli bahanelerle ellerinden alan ise Türk bürokratlar. Dışarda tek sürüden tüm dünyada saygınlık kazanan bir ırkı geliştiren ise yabancılar.

Genetik hazineyi işlemek Türkün elinde ama Türk bunu işlemektense, başka bir ak keçiye yoğunlaşmıştır. O da Saanen’dir. İthaldir. Niyet, yerli Karakeçinin kökünü kurutmaktır, aynı yerli boz ve karasığırın köklerinin kurutulduğu gibi. Yerli tavuk ırkları, yerli ziraat mühendisleri ve veterinerlerin dikkatini çekmez. Batı endüstriyel komplexinin gereklerine göre eğitilmiş ve zihni şekillendirilmiş bu kesim eli ile yerli koyunlar Merinos ile melezlenerek yokedildiler ve olağanüstü karman çorman yerli sürüler meydana geldi. O nedenle en ücra köylerde bile endüstriyel tavukların yerli tavuklarla melezlendiklerine tanık olmak mümkün. İpek böcekçiligini yokeden de ipek böceğinin Çin’e ihrac edilmesi değildi tabii ki. Ama her ne hikmet ise, Kangal’ın tüm hayvanların içinde aniden özel bir yeri oluştu 1980’lerde. Onun temel nedeni de yabancıların bu ite ilgi göstermesi ve Türklerin bu durumu kıskanması idi. Kıskançlığı, milli paranoya haline getirmenin belli ki kimseye faydası yok. Zarar gören itler.

Bir Türk, Alman otoritelerinin hiç bir güçlüğü ile karşılaşmadan kolaylıkla Almanya’dan, dünyanın bir numaralı iti denebilecek bir ırk olan Alman Çoban İti ithal edebilir Türkiye’ye ve bunun için özel ihrac izni gerekmez. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinden ya da ABD’den istediğiniz iti hiç bir izne gerek olmadan o ülkelerin dışına çıkartabilirsiniz. O ülkelere özgü olan itler ve kediler için de bu geçerlidir ama sözkonusu Türkiye olunca işler degişir. Türkiye’deki zihniyet “ben değerlendiremiyorum; böylece başkalarına da yar olmasın” şeklindedir. Daha iyisini yapmaktansa yapanı kıskanmak, korumaktansa, koruyana zorluk çıkartmak, negatif zihin yapısının göstergeleridir. Yasak, acizliğin göstergesidir. İkna ise güce işaret eder.

Oysa, taleb, arzı tetikler. Yeterki arz eden kitlenin önüne bürokrat dikilmesin. Faşist bir yapılanmaya temeine otursa da, Almanya’da ciddi bir Alman Çoban İti yetiştiriciliği var. Özel birimler bunları üretir eğitir ve sınarlar. Kabile zihniyeti ile “bizim çoban köpeğimiz” diyerek çoğul konuşup, millet olarak sahib çıkmazlar ama halk olarak, siyaset ve ideolojiyi konuya bulaştırmadan yetiştirir ve geliştirirler. Şu ki halkın denetiminde bir ugraştır bu ve devletlik bir mesele değildir.

Türkiye’yi ziyarete gelen bir yabancı, kırsal’da bir enik bulsa, hediye edilse ya da ona satılsa özel izinlerden geçmeden bu eniği yurt dışına çıkartamaz. Kırsalda kalan eniklerin çoğu bir yaşını görmez. Bu eniğin dışa çıkması hem eniğin hayatını kurtaracaktır, hem de bu ırkın yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Eğer çoban bu eniği bir kaç kuruşa satmışsa da bu para bir şekilde ülke ekonomisine girecektir. Yasakçı, serbest ihracın önüne dikilerek yetiştiricilere darbe vurduğu gibi, ırkın azalmasına zemin sağlamaktadır. Bu durumda fazla enikler doğdukları gun imha edilmektedirler. Edilmeyenler ise, arayanları ve alıcıları olmadığı için değersizleşmekte ve telef olmaktadırlar. Yasak, sayının azalmasına etki eden nedenlerden birisi, yoksa denilmek istenen ihrac yasağı nedeni ile Kangalın azaldığı değil.

Arz telebi karşılasmazsa, taleb baska pazara yönelir. Taleb, Orta Asya, Kafkaslar, İran ve Irak’a dikkatini yönlendirdi bile. Aynı şekilde Türkiye’den koyun-keçi alamamaya başlayan Arab ülkeleri ihtiyaçlarını Avustralya ve Yeni Zellanda’da karşılamaya başladılar.

Argüman, “bu itlerin soyu tehlikeye girdiği için biz bu kararı aldık” olacaktır ama bu durum tavuk-yumurta ikilemidir. “İyi de neden soylar tehlikeye girdi” yi yukarda açıkladım. Kafeslerin içinde, ruhsuz bakıcıların elinde, itlere bir meraklı gibi değer vermeyen, hastalardan biri olarak gören çoğu veterinerlerin iğnelerinin ucunda, ticari köpek mamaları ile güya beslenen ve maphus yaşatılan itler, çoban itleri değillerdir. Onlar kopyelerdir. Çoban iti ait oldugu bozkıra, dağa, ve onu meydana getiren geleneğe geri iade edilmelidir ki ana populasyon canlansın.

Bir fikri yasak ederek onu yokedemezsiniz. Ama onu daha önemli fikirler üreterek önemsizleştirebilirsiniz. Türkiye’den batıya yönelik beyin ve iş göçünün önüne geçmeyi akıllarından geçirmeyenler, it göçünü önlemek telaşındalar. Suyun akmasını önlemek için delikleri tıkayabilirsiniz, ama suyu üretmediğiniz, toplayıp, yönlendirmediğiniz, devri çevirmediğiniz sürece o su bulanmaya ve yosun tutmaya ve Tiftik keçisi örneğindeki gibi yozlaşıp kullanılamaz hale gelmeye mahkumdur. Bu nedenle Tiftik keçisi ithal etme düsünceleri bile dile getirildi son yıllarda. Bu duruma düşmek traji-komik.Varolan genetik kalıntıyı kullanıp saygın hale getirmek yasakçı Türk bürokratı, ithalatcı Türk bilim figüranı için seçenek değildir. Tiftik keçisi için hala Anadolu’da, Bolu’dan Mardin’e uzanan coğrafya’da çok zengin kaynaklar var dağ tepe dolasmayı ve yıllarca üstünde çalışmayı göze alana.

Varsa yoksa İngiliz, Arab atıdır, Haflingerdir. Kimse dönüp de Türkmen, Kürd ve Kafkas atına bakmaz. İngiliz ya da Arabları mi suçlayacaksınız? Anadolu’da Tazı tükendi. Nedeni yabancılar değil ama otoyolların yaygınlaşması, bozkırların ağaç plantasyonlarına dönüştürülmesi, ateşli silahlarin yaygınlaşmasıdır. Tazıyı kanarya gibi kafese kapatıp koruyamazsınız. Koşmayan, avlamayan Tazı, nesiller sonrası dejenere olur.

Tiftik Keçisini, Karabaş Koyunu, Kara Keçiyi, eski it türlerini sırf aile geleneği ve yadigarı diye besleyen insanlar var Anadolu’da. Önlerindeki kanuni engelleri kaldırın, bakın nasıl yeşerecek bu hazineler. Gerçek niyetin tüm bunları yoketmek olmadığına emin değilim. Sivas, Konya, Denizli’nin köylerinde eskisi gibi it kalmadı. Nedeni ihracat değildir. Yayla, orman ve boğuş yasakları kalktığı anda, Anadolu’nun soylu itleri eski ihtişamlı günlerine dönebilirler. Aksi taktirde yokolan sürüler, ve şehirli, çok bilmiş diploma sahiblerinin, kırsaldan kopuk kararları ile erime sürecektir.

Yıllar önce THY dergisinde bir yazı çıkmıştı. Yazar en nitelikli Kangallara, Texas’da rastladığını yazmıştı. O en nitelikli itlerin tohumlarına ne olmuştu Anadolu’da? Ne ve kim kurutmuştu onları ve hayat tarzlarını? Yıllar sonra Türk, oralardan Amerikan Kangalı ithal etmeye basladığında merak ediyorum acaba bir nebze olsun utanacakmıdır? Bu durumda ve bu koşullarda yurtdışına çıkartılan her it, itin milli değil ama evrensel düzeyde korunması açısından olumludur da. Belki çocuklarımız değil ama torunlarımız bu değerleri bizden daha iyi muhafaza edenlerden temin ederler.

20091208

Ek Not: Hele, Kangalın Sivas dışına ancak izinle çıkartılması Sovyetlerden kalma bir zihniyetin ürünü. Sovyetlerde bir şehirden başkasına devletin izni ile seyahat edildiğini hatırlayın. Amaç bir yerde serbest olanı yasaklayarak değerini yapay olarak artırmak ama bu durum tavuk daha çok yumurtlasın diye boğazını sıkmak oluyor. Boğazın sıkılmadığı durumlarda ise olan, başka bölge insanlarının Sivas itinin gerçekten kendi hayvanlarından üstün olduğunu sanarak, bir şekilde Sivas’dan it getirterek, kendi bölgelerinin yerel genetik kaynağını eritmeleri; çeşililiğin yokedilmesi; tektipleşme.

Yasak nedeni ile şehirler arası transferin henüz yasaklanmadığı, Kayseri, Aksaray, Konya, Ankara ve Denizli’de ise it niteliği ve sayısı tabiatiyla daha yüksek. Ama bu kez aynı zihniyet, başka bölge itlerini de sırf başları kara, gövdeleri sarı diye Kangal olarak etiketleyerek, devşirdiği Kanmenler ve geliştirdiği Kangalizm ideolojisi ile acımasız bir Kangalisazyon sürecine sokuyor tüm ülkeyi. Bu geri dönüp Sivas’in özgün Kangalını vuran bir sürec.

Nasıl Kangal iti Sivas’a özgü ise, Sivas örneğinde olduğu gibi, dünyanın hiç biryerinde bir şehirden baskasına it çıkışı devletin iznine bağli değil; bu da Türkiye’ye özgü bir olağanüstü hal.

Kangalı can ve başla yaymaya çalışan ruh hali, Orta Anadolu’ya özgü Akkaramanın, islah bahanesi ile melezlenerek yokedilmesi karşısında sessiz; Tuj koyunun, Zavot sıgırının hasıraltı edilmesi durumunu adeta alkışlıyor. Bu şuursuz akıl, Saanen ve Kilis’e ziraii para desteği sağlarken, yerel Maltız ve Kara Keçi ırklarının yokolmasına neden oluyor. Dikkatler Kangala çevriliyor. Medyatik gündem ile millet meşgul tutulurken, yerel genetik kaynakların altı oyuluyor. Bunu yapanlar yabancılar değil. Sakın ABD ve AB yi suçlamayın. Çuvaldızı kendinize saklayın.

Karpuz gibi dizerek, suçlu gibi kafeslere kapatılarak, yumurta tavuğu gibi kapalı ithanelerde üreterek, çokoluslu şirketlerin mamaları ile besleyerek, kaydederek, ihracını yasaklayarak Kangal korunmuyor. Boğazlanıyor.

Çoban İtini yokedenler, Anadolu bozkırlarına ve o bozkırların binlerce yıllık hayat tarzına, kültürel çeşitliliğine, diline savaş açanlar.


FCI, Kangal ve Holsteinizm

ASDCA (Anadolu Çoban Iti Derneği), ana dernek ve tüm ölçütleri belirleme yetkişine sahib ama AKC (Amerikan İt Derneği)’inin kanatları altına girmeye karar veriyor? Neden? Daha iyi pazarlama ve tanıtım için. Bu arada AKC’nin kurallarını benimsemek durumunda kalıyor. Bir yarışa giriyorsanız, yarışı düzenleyenlerin kurallarına uymak zorundasınız.

Uluslarası İt Derneğine girdiğinde milli it derneği, FCI, standartları, milli derneğin belirlemesine izin verecek. Lütfedecek! “Standardı biz belirleyip FCI’ya vereceğiz” denebilir ama bu ne demektir? Belli bir görüş çevresindeki kişilerin toplanıp, değer verdiklerini korumak için işbirligine girmesi, karalanacak bir hal değil. Tersine koruma amaçlı teşebbüsler alkışlanmalı da ama mesele FCI makinesine giren en güzel etin, öte yandan kıyma olarak çıkmasında.

İtalyan, İngiliz, Bulgar Sivas köylerini dolaşıp “doğru it” arıyorlar. Bulduklarında da “işte bu” diyorlar. Türk it-haneci “Aaa bak sen, bu imiş” diyor. Köydeki çoban bu işe şaşıp kalıyor. FCI’cılar standartları saptayıp, Türkü ikna ediyorlar. Bunu Türk ilan ettigi için bağımsız alınmış bir karar olmuş oluyor. Demekki standartı FCI’cılar (Bulgar, İtalyan, Alman vb)belirliyor Kangalı 1983’de Nelson'un belirlediği gibi. Bu kez organizasyon köklü ve büyük.

FCI’ın “About Us”, hakkımızda sayfası açıklıyor. FCI’ın Standart ve Bilim Komitesi milli dernek ile işbirliği içinde standartı yazıyor. Anadolu üreticisinde olmayan ne gibi akıllar ve gizli bilgi onlarda var da işbirligi gerekiyor? Siz bir yemek yapıyorsunuz, onu işbirliği ile birlikte masaya FCI’ın iştediği gibi yerleştiriyorsunuz ve birlikte yiyorsunuz. FCI, tuza, yağa, sıcaklığa karışma hakkına sahib. Bir ceşit IMF, FCI. Tanınırlık karşısında bağımsızlığınızı veriyorsunuz. FCI, kuyruğu kesik bir Rotweiler’i kabul etmiyor, çünkü Almanya kabul etmiyor. Ama böylece üye 84 ülkenin hiçbrinde kabul edilmiyor. Kangalın kulağını kesmeyi yasaklarsa FCI “insani nedenlerle” uymak zorundasınız. FCI kulağı kesik bir hayvanın üretilmesine bile engel olabiliyor. Bu bir Anadolu geleneği imiş, kim takar? FCI gelenekleri değil ürünleri iştiyor. “Ey Türk, pamuğu sen üret, ama benim tasarladığım tezgahda doku” diyor FCI. Milli kennelci kendi yoğurdu nasıl yiyeceğini FCI’ya soracak, bunun adı, globalizm, modernizm olacak. Ve de öyle. Teslimin kod adları bunlar. “Milli kennelci kendine neden “büyük birader” arıyor?” Bu ödüllü bir soru.

Ama öte yandan Türk denen millet ne vakit kendini belirledi? Alfabesi Latin, yasaları İtalyan, saati İsvicre, uçağı Amerikan, laikligi Fransiz, dini Arab, ordusu Prusya-Amerikan. Türküsü, Anadolu; Türk şimdilik –ve henüz yasak değil-. Umalım ki Kangalın altından Nijerya çıkmasın. Yine de aradan gecen bunca yıldan sonra Türkün kendi malı üzerinde sözhakkına sahib olması iyi ama arkasında Türk olmayanların olması yine düşündürücü. Angola- Roman parametre ve platformuna Anadolu bozkır kültürünün ürünü ne kadar oturursa, o kadar FCI’lanır Türk it sevdalısı.

Rahatsız eden, bu işleri yapmak için uluslararası şirketlerin/kurumların/akılların onayını almak, şemsiyeleri altına girmek. FCI ne vakit Kangalı yetiştiren bozkırlı çobana akıl vermiş onubugünkü haline getirsin diye? FCI'ya giriş, AB aklının Anadolu’yu masum bir ziyareti değil. Mesele, FCI’a giriş için çalışılmasınındaki niyetin kötülüğünde de değil, süreç ve hedefde. İyi niyetli hedeflerin, kötü sonuçlar getirebildiği malum. Dernekleşmek, uluslararasılaşmak, çobanlığın bittiğinin göstergeleri. Unutulmamalı ki, çobanlığı bitiren çoban değil, merkezin kanun yapıcı, akıllıları.

Çoban Köpeği Derneği, ite yoğunlaşmış, çobana ve koyuna değil. Çobansız, koyunsuz, kurtsuz çoban iti olmaz. Çoban ile koyunu desteklerseniz, it ile kurt geri gelirler. Batakliktaki sinek, kurbağa ve leylekleri tek tek toplayarak korumaya calışmaktansa, bataklığa giden suyun onun açarsınız, olur biter. Bu bağlamda, bir teşkilata toptan muhalif olmak ile bir ideoloji ve yaklaşımı eleştirmek ayrı şeylerdir. Kuşcular derneğinin kanaryaların gelişmesine ve korunmasına katkısı açıktır; kanaryalar derneğin düzenlediği yarışmalarda öttürülür ve derecelendirilir. Kanaryacılık koşulları ile Kangalcılık koşulları birbirlerinden çok farklıdırlar. Biri kafes işter, diğeri bozkır.

Neden dernekleşmeye gerek var? Bilinen: Kangal, dernekler kurulduktan sonra üretilmedi. Önce bir koyun iti vardı. Buna dernek kurma niyeti taşıyan bir şahiş Kangal adını verdi. Ama ad ne olursa olsun, adlandırılan şey zaten vardı. Dernek, FCI, devlet ve AB akıllı, antidemokratik hayvan hakçıların Kangala ne katkişı olabılır? Katıksız Kangala katkı, çoban, koyun ve kurttan geldi. Koyun iti korunmak mi işteniyor ama çobanların ellerinden apar topar kopartılan yayla ve mera haklarına kulak tıkanıyor. Ekmeğin nasıl yapıldığını merak eden yok. “Madem ortada bir ekmek var, yağlayıp yiyelim” var. Hali hazırdaki örgütlenmeler, güya koruma ve geliştirmek için ama aslında pazarlama, paketleme ve merkezi denetleme gayretlerinden başka bir şey değil.

Bir sahsiyet, ne diye kendini uluslararası bir örgüte kaydettirmek işter? Neden tanınmak için rakseder; neden ABC örgütlerine kabul edilmek için hem geleneğini teslim eder hem de onun hedeflerine aracı olur? Daha iyi ve güzel olan, neden Anadolu’nun dışındadır? Benzer bir zihniyet, milleti daha iyi besleyeceği fikrini satarak Holstein’ı Avrupa’dan ithal ettiği ve özgün genetik havuzu, sığlaştırmak bir yana, kuruttuğu gibi, insanları daha mutlu edeceği iddiasi ile batı’dan demokrasi getireceğini söylüyor. Öz bu denli, boş, çirkin ve kaba mı da ithalsiz durulamaz?

Örgütcülerin ve FCI’in yaptığı, yukardan aşağı değer ve ölçü belirlemek. Dernek, üretici ile FCI arasında aracı. Üreticinin, çobanın örgütün aklına ihtiyaci yok, ama derneklerin, üreticilerin ürünlerine –Kangala- ihtiyacı var, varolmak için. Saydırmak ve kaydettirmek, köleleşmenin yan ve arka kapıları.

Siz fiyakalı örgütlere girdiğinizi sanırken, onlar size girerler. Çağrılı olmadığığınız davetin hizmetcisi, üretmediğiniz silahın vurduğu olursunuz ancak. Güreştirme yasağının ardından, koyun itinin kurd boğmasını, kulak kırpmayı, Kopay ve Tazı ile avlanmayı, Anadolu’nun, sakin, ağırbaşlı bozkır halkı yasaklamaz. Bozkır kültürü, buğdayı kayıtlamayı, üretici ve ürününü rakamlara indirgemeyi aklından geçirmez, çünkü ne paranoyaktır ne de kontrol manyağıdır. Araçlaşmış Türk, dışardaki efendileri için yasaklar ve kayıtlar. Yerli sığırı, Tiftik kecisini, Karakılı, Karabaşı, meşe ormanlarını yokeden, bu aracı eğitilmiş modern Türk değil mi? Bu aracı sınıf değil mi, modernleşme ve fabrikasyon verim adına, Kara, Boz, ve Kızıl sığırı mezbahalara gönderip, yerine Holstein, Montofon, Jersey, Saanen, Merinos getiren; bataklık ve sulak alanları kurutup tarlaya dönüştüren; maki kazıyıp, yerine yanıcı kızılçam ve patlayıcı okaliptüsü diken?

Anadolu’nun değerleri, kaynakları ve insanları iki şekilde sil baştan düzenleniyor: ya akıl ve sistem ithal ederek var olan işleniyor; ya da hammadde ithal edilerek var olan sistem o hammadeyi işleyebilecek hale dönüştürülüyor.

20100105
 
 

FCI, IMF, Serbest Ticaret ve Koyun İti

Serbest ticaretin iki yolu var ya paranızı uluslararası ticaret gazinosunda kendi halinde yüzmeye bırakacaksınız ya da milli paranızı dolara hizalayacaksınız.

İlk seçenek de paranızı $’dan bağımsızlaştırıp, para piyasasında yüzdüreceksiniz. Bu yaklaşımda, aşırı değerlenmiş paranın zamanla değer kaybederek, doğru değerine ulaşacağı düşünülür. Değeri azalan para ihracatı kolaylaştırır, ithal mallar pahalanır; böylece parasını yüzdüren ülke aldığından daha çok satmaya gayret ederek, artı ticaret dengesi oluşturmaya çalışır. Ama uygulamada bu işlemez, çünkü ithal malları için oluşuk taleb esnek değilse, petrolde olduğu gibi, ithalat maliyeti artar. Ayrıca da para ne kadar akıllıca yüzdürülürse yüzdürülsün, spekulatörler paranın değeri ile oynayarak bir ekonomiyi çökertebilirler.

İkinci seçenekde ülke, parasının $’a çevrilebilirliğini güvenceler. Bu durumda herhangi bir $ fazlalığı emilmek durumunda iken, eksikliği, ya yabancı piyasalardan satın alınarak giderilir ya da devletin kasasında yeterince $ olmalıdır ki daha sonra kendi parasını dönüp satın alabilsin. Devlet parasının değerini $’a düşük oran ile hızalarsa, şu ki yerli para kendi satışı kadar $ satın alamazsa, sermaye daha değerli olan $’a kaçar. Sermaye kaçması durumunda devlet kendi parasını korumak için, $ harcar ve sonunda rezerv tükenir. Bu da ya milli paranın değerinin düşürülmesi ile sonuçlanır ya da uluslarası yükümlülükleri o ülkenin sırtlanması ile.

Bir paranın global pazarda değiş tokuşu olabilmesi, onun karşılığının ve çevrilebilirliğinin oluşturulmasına bağlıdır. Kangal, özgün ve kayıtsız hali ile global pazarda geçersiz akçe olduğu için o pazarın standartlarına göre şekillendirilmek durumundadır. Genetik ve morfolojik çeşitliliğin daraltılması şarttır. Bu onun tarihi ve işlevsel değerinin düşürülmesine yolaçarken, bunun yükü milli derneğin sırtına yüklenir.

Ama Çin bunlardan hiçbirini yapmaz. Para değişim oranlarını sabitlerken, milli parayı denetim altında tutar.

Türkiye, yükselen bir Pazar; Anadolu’daki it ırkları da. FCI diyor ki en iyisi “serbest ticaret”. Bu yolla kayıtlı Kangalınızı dünyanın her yerinde satabilirsiniz. FCI global bir merkez bankası adeta; bir ceşit $ akrobatı. Her yerde geçer bir birim. Yeter ki itin standartlarını onun şemsiyesi altına sokun; Kangalın yanına “FCI tescilli”yi ekleyin, yeterli. FCI “serbest” derken “benim üzerimden serbest” diyor. “Bir şeyin üzerinden” demek, o şeyin kuralları ile demek.

Olan, yerli, milli üretim ve değis tokuş ortamını, yükselen bir pazar olarak görüp, kollektiv bir yapı altında denetlemek. Yabancıların bastığı ve düzenlediği para ile iş yapmayan Çin’de ekonomi çökmüyor. Buna özenen Arjantin, Meksika, Türkiye ve Rusya’da çöküyor, çünkü dizginler atın kendi binicisinde değil. Merkez Bankasının varlığı önemsiz aynı milli it derneği gibi. Asıl sürücü Federal Reserve, IMF, Dünya Bankası, FCI.

Finlandiya’lı bir meraklı, İtalya’dan bir it alıp, bunu kendi ülkesinde kaydettirebilir ama Türkiye’den aldığı it kabul görmez, çünkü Türkiye FCI’a üye değildir. Finlandiya’daki dernek “farketmez, bu itin kaynağı Türkiye, biz oradan alıyoruz” diyemez. FCI onaysız kılını kıpırdatamaz. Türk de “iyi biz de üye olalım işimiz kolaylaşsın” der. Düşünmez, bunun boynuna geçirilen tasma, kayışın ucunun FCI’da olduğunu. Avrupalı it mafyası da bilir itin özgün olduğunu ama Türk devlet kurumlarını, bağımsız Anadolu Türkünü, çobanını, meraklısını tanımaz. Türkiye’de kendi şekillendirdiği yapıları tanır. Dernek içinde dernek inşaa eder FCI.

Yerel ekonominin değiş tokuş birimi para, yabancı finans sihirbazlarının denetimine bırakıldığında, milli ekonomi, uluslararası köpekbalıklarının insafına bırakılıyor. Berlin duvarının yıkılmasının ardından, Rusya’daki reformlardan IMF sorumlu kıldı kendini. Amaç, Sovyet ülkelerini Batı kapitalist ekonomilerine hizalamaktı. Batı ekonomileri ise Federal Reserve tarafından idare ediliyordu. Sovyet halkları, Amerikan rüyasına soyundular, “serbest Pazar” geliyor diye ama serbest olan onlara değil, $ basıcılarına idi. Ve Sovyet halkları telef oldular, çünkü Moskova’nın tüm önceki Sovyet ülkeleri ile ilişkileri kestirildi ilk adım olarak. Buna “IMF schock” dendi. Rusya’da ufak bir grub zengin oldu ve gerisi Wall Street aktörlerinin keyfine terkedildi.

FCI, milli it derneğinin çobanlarla olan bağlantısının kesilmesini öngörmüyor aynen milli devletin halkları ile bağlantısının kesilmesini IMF’nin öngörmediği gibi. Tersine bağlantı istiyor ki yukardan aşağı şekillendirebilsin özgün üreticiyi.

FCI Türk itinin tüm dünyada tanınırlığını sağlarken, dağıtım ve pazarlanmasını da kolaylaştırır ve ırkın bozulmasını engeller” der üyesi. Türkiye’de kayıtlı bir it FCI aracılığı ile Almanya’da sorunsuz tanınır. Peki yabancı kıstas ve örgütler ile hareket etmeye ne gerek var? Neden bu kadar canla basla Kangalı teşhir edip pazarlamak zorundayız? Tam tersi olması gerekirdi; TR dışındaki hiç bir kayıd sistemini milli itçi kabul etmese idi, merkez TR olarak kalırdı. $’ı kabul ederek, Lira’yı $’in çevresinde dönmeye zorluyorsunuz. Kangalın varolmak icin FCI’ya, DNA’sına tecavüz edilmeye, test edilmeye, microchiplenmeye ihtiyacı yok. Kangalın korunması için, kaydedilmesine, numaralandırılmasına ve it muhasebecilerine kısacası aracılara da ihtiyacı yok. İti pazarlamak icin eklediginiz her yeni belge, koşul, imzaladığınız her yeni anlaşma Kangalı ve onu yaratan kültürü sadece ve sadece köleleştirip, balonlaştırıyor. Bu enflasyonist yaklaşım ile Kangal Avrupalaşarak yokolacak.

Koyun iti, milletlerarası pazardan bağımsız kendi mikro-ikliminde yüzüyordu. Bu uygulamada değerinin azalması bir yana, otantik yöntemlerden ötürü değeri artıyordu. Değer arttıkça, taleb azalmak bir yana artıyordu. Turist, Türkiye’nin betonlaşmış sahillerini, gürültülü şehir hayatını yaşamaya değil, dinginligini, sadeliğini yaşamaya geliyordu. Beş yıldızcı, sahil kapamacı otelci, gelen turistin yapsını değiştirdiği gibi, özgün mimari yapıyı ve yerli esnafı da değiştirdi. Yabancı, Kangalın ilkelliğini sevdi, rafine halini değil. Çoban itini can yeleksiz yüzdüren bir bozkır kültürü varken, boynuna toht yerine, FCI simidi takmak, Kangal $’ını, FCI $’na endekslemek neden?

Ama bir ihtimal daha var. Onun yerine “ne idüğü belirsiz, melez” tabir edilen, kayıtsız ama gerçek koyun iti, köylünün iti, özgün değerlerinden ödün vermeden, gelenek ve kültürün işgal edilmemiş olduğu ücra Anadolu mezralarında varlığını koruyacak.

Anadolu tamamen işgal edilip, pazara çıkarıldıktan sonra ise, ancak FCI, IMF vb’nin işgal etmediği, parazitlerin, III. dünya dedikleri, aslında ilk ve özgün olan dünya ülkelerinde, piçleştirilmemiş soylu koyun ve keçi itleri, korudukları sürüleri ve tüketiciligi ile öğünen modernin aşağıladığı çobanlar ile yaşıyor olacaklar.

Anadolu kültüründe soyluluk, kayıtlanmaktan geçmez. Anadolu soyluluğu, bir zihin ve ruh haline işaret eder. Bu hallerin kaydı, ticareti olmaz. Kutsaldır. Çünkü Yaradan’dan gelir, Yaradan’a döner.

20100106
 
 
Festival, Teşhir ve Geleneğin Terki

2000 sonrası festival adı altında çoban iti yarışmaları yapılıyor Türkiye’nin ceşitli yerlerinde. Bazen güzellik yarışması dendiği de oluyor. Amaç it üretenleri bir araya getirmek, ırkın gelişmesine faydalı olmak, ödüller vererek korumayı desteklemek. Niyetler çok güzel ama yöntem ile niyet uyuşmuyor. Piyanistlere güzelliklerinden dolayı ödül vermek ile koyun itlerini güzelliklerine göre sıralamak aynı şeyler.

Öncelikle, adlandırmada sorun var. Festival yerine, şenlik, bayram ya da gösteri demek zor değil ama “festival” daha gösterişli, moderniteyi çağrıştırıyor olsa gerek.

Çoban iti, tarihi ve geleneksel olarak güzelliği için değil, işlerliği için üretildiğinden yarışmaya “güzellik” dendiğinde, “göze gelen” ölçülmüş oluyor. Güzellik ise, kişiye göre değişen, subjektif bir kavram. Göze geleni ölçülebilir kılmak için ise, göstermecilik, sayılabilirlik ve denetlenebilirlik öne çıkıyor.

Bu yarışmalarda, kafa, diş, post, kuyruk, boy, kilo, genel görünüm, pençe yapısı ve hakemlerin ya da potansiyel kasabların kişisel görüşleri, bir itin ölçülmesinde etkili oluyorlar. Değerlendirme kıstasları Avrupa’dan aşırma. Bu ithal yöntemde, aktarma bir dünya gürüşünden yola çıkılarak, bütün parçaları üzerinden anlaşılmaya çalışılıyor. Oysa birşeyin parçaları, o şeyin kendisi değildirler. İtler, Türk ürünü ama ölçülme kıstasları değil. Bir Arab adeti, ne kadar İsveç adeti bakacından anlaşılır ve değerlendirilebilirse, Türklerin itlerini sınama kıstasları da ancak bu kadar globalleştirilebilir.

At yarışlarında atlar koşarlar, belli bir mesafeyi en kısa zamanda katteden at birinci olur. Keyfi değerlendirme olmaz. Kanarya ötme yarışmasında ki kanarya öncelikle ötüşü için geliştirilmiştir, hakemlerin ötüşü değerlendirmelerinde kişisel yaklaşımları kısmen ağırlık taşısa da, ötüş süreleri, nağmelerin çeşitliliği ve birbirlerini izlemeleri gayet objektif olarak kağıda geçirilir. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi için kanaryaların kafeslerinde tünemesi yeterli değildir, itlerin podyumda dolandırılması hesabı. İcraa etmek durumundadırlar. Av köpeğinin de güzeli değil, avcılığı ölçülür. Peki çoban itinin neyi ölçülmelidir?

Cevab, onun tarihi ve kultürel olarak ne için üretilip, nerede, nasıl kullanıldığında. Çoban iti, teşhir için üretilmedi. Ellenmek, dolaştırılmak için de üretilmedi. Koyun, keçi, sığır sürülerini kurt, sırtlan, leopar, vaşak ve ayı gibi hayvanlara ve iki ayaklı hırsızlar, insanlara karşı koruması için üretildi. Korumayı becerdiği ölçüde değer verildi, saygı gördü ve böylece sevildi. “Çoban” sözcüğü, zaten Farsca “koruyan” anlamındadır. Ama “savaşçı koruyan”. “Teşhirci” değil. Türkçe “Koyuncu; Koyçı” de koyun, keçi bekleyen it anlamındadırlar.

Etçil, yabanıl hayvanlar sürüye dalmadan önce çoban itinin varlığına değerlendirirler. İt ne denli güçlü, kararlı ve atik ise, yabanılın sürüye ilişmesi kararı o denli gecikir, çünkü sürüye saldırması durumunda, it de ona saldıracaktır. Saldırmak, korumak demektir. Evet çoban iti Alman Kurdu ve Doberman gibi saldırması için eğitilemez ama sahiblendiği sürüyü herhangi bir insanin emri olmadan korumak için yabanıla saldırır.

Peki saldırınca ne olur? Saldırgana saldırmadan önce it, önce onu beden dili ve sesi ile uyarır. Yabanıl buna rağmen sürüye girerse, it de ona saldırır ve saldırmalıdır. Saldırmayan itin sürünün başında yeri yoktur. Saldırı, beden temasını gerektirir. İtler arasında üstünlüklerini ortaya çıkarmak amaçlı güreşde olduğunun tersine, itle saldırgan arasında ölümcül bir kavga gerçekleşir sıcak temas sırasında. İtlerin kendiliklerinden güreşmelerinin ya da çobanlarca güreştirilmelerinin arkasında da bu ana hazırlık yatar. Aynı üzerinde jokey olmayan atların keyif ve alıştırma için birdenbire koşmaya başlamaları gibi. Bize göre bu koşunun bir nedeni yoktur ama onlar için sosyal bir davranış olduğu kadar bir çeşit alıştırmadır da. Kanaryanın bir kaç aylıkken ötmeye başlaması onun ilerde yaşam alanını belirlemesinde ve eşini seçmesinde kullanacağı bir araçtır.

Çoban itlerinin sürünün cevresinde birbirlerini kovalamaları bir kovalambaç oyunudur aynı kurtların yaptığı gibi. Kovalamak, kaçcmak, yakalamak, altta kalmak, üste çıkmak, boğuşmak.. Bu oyunlar hep hayati onemi olan durumlar için hazırlıktırlar.

Alman Kurdu, schutzhund eğitimi ile özellikle insan kaynaklı saldırgana karşı eğitilir ve bu özelliği yarışmalarda sınanır. En başarılı olanlar birinci seçilirler. Çoban iti ise insana karşı değil, özellikle yaban hayvanına karşı kullanıldığı için geleneksel olarak başka bir itle sınanırdı ama bunun insancıl olmadığı, çokuluslu kampanya grubları ile yaranmacı zihniyetli yerlilere zorlanınca, Alman kendi itini atasından gördüğü gibi sınayabilirken, milliyeci Türk, teslim olup, ona deneni yapmaya önce zorlandı, sonra da heves ve keyifle rolünü oynamaya başladı.

Çoban itinin güzelliğinin teşhir etkinlikleri, kültürel mirasın sirkleştirilmesidir. Türkün kendi olabilmesi, dili, kültürü, geleneği ve hayat görüşünden geçer. Bu, her millet, halk, kabile ve oymak için geçerlidir. Kültürden ödün vermek, o kültürün araçlarının hakedilmediğinin göstergesidir. Bu gösterge gösterir ki, kendini gösteremeyen halk, kültür, inanç, taklid ile başkası olmaya gayret eder.

Anadolu kültürü batı dünyasını işgal etmiş değil ama batı dünyasının çokuluslu patronları, Türke yoğurdu nasıl yiyeceğini gösterirken gayet ısrarlı ve saldırgan. Batılı, Türke “barbar Türk” demesin diye Türkün iki ayağı bir pabucuna girik. Bu durum, kültürü sentezci olmaktan, tepkici olmaya iter ve Anadolu kültürünü batıdan gelen eleştirilere ve tavsiyelere göre yönlendirir. Bu basitçe hizalanmadır. Kültür ve uygulama birbirlerine paraleldirler. “Kültürümüzü, dilimizi koruyoruz, sadece uygulamaları değiştirdik şimdilik” diyemezsiniz. Bir geri adım attınız mı sonu gelmez. Kültürün uzlaşılacak, pazarlık edilecek bir yanı yoktur. Kültür, ancak kendi iç dinamikleri içinde gelişir, değişir ise yine o kendisidir. Benimsetilen yeni uygulamalar ile katılımcılar ve uygulamacılar; dolayısıyla toplum yeniden inşaa edilmekte.

İt teşhir etkinlikleri sıcak yaz aylarında yapılır. Geleneksel güreş müsabakaları ise kış aylarında yapılırdı. Zamanlamaya bakıldığında, teşhirin turistik, keyfi, gevşek yönü ortaya çıkıyor. İtlerin tümünün dilleri bir karşı dışarda. Onları ısıtan güreş değil, Ağustos sıcağı. Teşhirlerde ayakda zor duran, arka ayakları titreyen itler, sahibleri önden kendileri arkadan, koyun usulü bir kayış ile çekiliyorlar. Katılımcı itlerin çoğu saate 40km hız yapamayacak, hiç durmadan iki km bile tırıs gidemeyecek, kendi kafalarını zor taşıyan hayvanlar. Nerede kaldı bunların potansiyel sürü koruyuculukları?

10.000 yıllık pehlivanları, “vücud göstermeci”ye dönüştürmek, “feminize” etmek, dolayısıyla metroseksuelleştirmeyi bir başarı ve ilerleme olarak sunmak, kültürüne sahib çıkanın bilinci ve zekası ile dalga geçmektir. Korumacı, göstererek korumaz; işleyerek korur. Boksörün, dağcının, balerinin, vücud teşhir ettiğini gördünüz mü hiç? Ederler, yaparlar; iş işlerler. İngiliz atı güzelliği için üretilse, bugünku hızına ulaşabilirmiydi? Harz kanaryası, görüntüsu için üretilse idi bugünkü güzel nağmeleri şakıyabilir miydi? Türkmen-Kürd Tazısı görüntüsü için üretilse bu vücud, ruh ve avcılık seviyesine erişebilir miydi? Yüzlerce yılın ürünü, sürülerin, çocukların bekçisi soylu çoban iti, ciddi ve radikal bir değişimden geçirilip transforme edilmekte, mankenleştirilmekte. Bunun sorumlusu yabancılar değil; kültürünü ve genetik hazinesini çokuluslu gazinoya göre pazarlayan Türk ya da hatta Türksü.

Teşhirde yöntem, parçaların, öngörülen kıstaslara uygunluklarının ölçümüdür. Oysa çoban iti ve işlevi içiçe geçmişlerdir. Birlikte bütündürler. Tamamlayıcıdırlar. Asıldırlar. Teşhir, siyasetcinin malzemesi, üreticinin pazarlama ortamı. En iyi çoban itlerinin seçimi folklorik bir malzeme olarak eskide bırakıldığında, işlev devreden çıktı. İt, erk idi. Enerjinin kendisi iken, unsurlarından biri haline indirgendi. Özetle, teşhirde et, bud, kalça, kafa, metre, kilogram ölçülmekte, yürek değil.

İtli kalın.

Guvener Isik

20100109

Ek: 2011 Mart: Geçenlerde İngiltere’de bir köpek yarışmasına rasgeldim. Daha önce Almanya’da yapılan Schutzhund elemelerini izlemiştim. Düşünmeden edemedim: İngiliz, Alman kendi itlerini, kendi gelenek ve tercihlerine göre yarıştırıp, sınayabilirken, Türksünün tek yapabildiği onları taklid etmek, şahsiyetsizlinin sınırlarını zorlamak. Kendi olmaya kalktığı anda kanun dışı olmuş oluyor; suçlu oluyor Türk, Türk olmaya kalktığı anda “Barbar” ilan ediliyor. Kim demiş “Türkiye Türklerindir” diye? “Ama bu da bir seçim, eleme yöntemidir” diyerek teselli buluyorum. “Ağ guş, gara guş” belli oluyor. Türk direnirken işgale, eşgalsiz keyf alıyor tecavüzcünün işgal münasebetlerinden. İşgal edilmekten zevk almak her babayiğidin harcı değil. Ve direnmek zaferin ilk yarısı.



Gereksiz Bi Şiy

“Bu köpeklerin burada olması ne kadar gereksiz bi şey dedi kadın” Taksim-Sarıyer otobüsünde yer vermek istediğim. İki ufak velet vardı yedeğinde. Gereksizlik, ancak olumlu hali ile anlaşılır: gereklilik ile. Nasıl gerekli olabilirdi, yolun karşısındaki başka itlere ürüyen itler? Yaptıkları, kendi alanlarını korumak için itçil ritüelleri sergilemekti; havlama, yan koşmak, düzkoşmak, kuyrukları ve ense kıllarını dikleştirek, ağaç ve çalılara işaretleme amaçlı olarak işemek. Bu durum, otobüs içindeki bir insanı neden rahatsız eder? Milyonlarca insan doldurur İstanbul sokaklarını, itlere neden yer olmasın? Ama hatırladım; gereksiz onlar. Sokaktaki kediler, serçe ve güvercinler gibi. Sahibsiz olmaları başka bir varolma hali. Gereksizlik ise ürkütücü; yokolmayı ünlüyor. O kadına gerekmeyen, kendine gerekiyor. Bozkırdaki kurd, dağdaki Tahtalı Güvercin, duvardaki kertenkele bana gerekmiyor. O kadın da bana gerekmiyor. Dağ ovaya, derya göğe gerekmiyor ama hepsi birlikte varlar. Gereksizlik hali, olanı yoketmeği gerektirmiyor. Çift gereksizlik, bir gerekliliği gerektirmiyor. Hayatın gerekli olması gerekliliği, hayatın kendini olumlaması ile vücud buluyor; aksi takdirde, hayat ölmek için gerekli ama ölüm için değil. Gereksizlerin ölmesi gerekmiyor. Sokak itinin yeri ev değil, o yüzden sokakta. Sokaklar olmadan önce de onlar sokakların oturduğu zeminde idiler. Evden sokağa düşmeleri durumu asıl olmayan hal.
 
Ayı yiyince veteriner bir arkadaşımın keçisini, avcı köylüler geldiler tüfekleriyle vurmağa ayıyı. Arkadaşım “Ben gelmeden önce burada ayı yaşıyordu, onun yerini işgal ettim, yaşama alanını daralttım. Ayrıca bir keçi için ayı vurulmaz” diye karşı çıktı. Avcılar demedi “ayı gereksizdir, sahibsizdir, indirelim”. İtler başlangıçta sahibsizdi. Neolitik köylerin kıyılarında ve bazen içlerinde yaşarlardı. Köyler, itlerin insan artıkları ile beslenmelerini destekliyordu. İnsan kimini enikken tuttu, anasından ayırdı, evcilleştirdi besledi. Enik büyüdü. Onun da enikleri oldu. Bu eniklerin bir kısmını komşular alıp beslediler. Bır kısmını değil. Sahibsizler, nene-dedelerinin serbest hayatını sürdürmeğe geri döndüler. Sahibsizlik idi özgün hal, sahiblilik değil. Hala da öyle. Serbestlik aslolan, kölelik değil. Sahiblenmek, evcilleştirmek köleliğin başlangıcı.Kaya güvercini , ova, bozkır ve dağların taşlık, dik kısımlarında yuvalanırlar. Bir kısmı çatı aralıklarında yuva kurar. İlki besinini bozkırdaki bitkilerden edinirken, ikincisi şehirdeki insan artıklarından edinir. Her iki küme de sahibsiz, hür ve yabanıldır. Şehirler çoğu kez yabanıl güvercinlerin yaşam alanlarına kurulmuştur ve bazı güvercinler insanla yaşamayı, aynı alanı kullanmayı öğrenmişlrdir. Serçeler ise yabanıl bir halde sadece insan yerleşiminin olduğu yerlerde görülürler; doğaya girer çıkarlar ama sürekli barınmazlar. May 2 2011
Kadın “Bunu sevmeyen ölsün” dedi. Sevilmesi gereken bir evcil dükkanının önündeki sokak itiydi. Baskıda sevgi barınmaz ki. Aynı kadıngiller ve erkek uzantıları sokaklara kansorejen, endüstriyel, ucuzun da ucuzu mamalar dökerler, sokaktakiler doysunlar diye. Aynıları kısırlaştırmaya destek için propoganda yaparlar. Bir dişinin ne kadar beslenirse o kadar çok doğuracağının farkında değillerdir şuursuzlar. Populasyonu egolarını tatmin gerçek amaçlı şımarık tavırları ile sorumsuzca ile şişirdikten sonra, çökertirler. Çökmeyen populasyona organize suç tarzı, yakalama ağlı, uyuşturucu tüfekli saldırılar düzenleyip, esirlere bıçaklar daldırırlar, kiralık üreme organı kesip biçicileri. Bunu hayvan hakları adına yaparlar bu şehirli cici dilli, cici giyitli vandallar, zorbalar. Sokaktakilerin küpeli, bıçaklı, tel örgülü korunma altına alınmalarına gerek yok. Lüzumsuz. Gerekli olan kendi hallerine bırakılmaları. Serbest bırakmanın topluma bir maliyeti yok. Esir edemeyenlere ise var. Toplama kampçıların kuramadıkları her maphus, kazançtan zarar. Hür dolaşan her kedi, köpek toplandığı halde, gardiyanlara ödenmemiş vergi. Gardiyan, içerde ne kadar çok sokakçıl gösterirse, banka hesabı o denli şişecek. Sizi üçkağItçı, iki yüzlüler! Farenin zehirlenmesini görmezden gelip, köpeğin zehirlenmesi halinde ortalığı birbirine katanlar. Adaleti keyfi, yüreği güç dengelerine göre çarpanlar. Maskaralar.
Haziran 2011
 
Dedi ki “Yolumun üstüne çıkan kedileri ezmemek için daha dikkatli araba kullanmak zorunda mıyım? Ezmemek zorunda mıyım? Toplasınlar imha etsinler şunları.” Doğru, yaşatmak zorunluğun yok, ama öldürmek de. Ayağının altındaki örümceği ezmek, tavuğunu çalmayan çakalı vurmak zorunda mısın? Hızını kesen, manzaranı bozan canlıyı ve hatta cansızı yoketmemek durumuna düşmek ne de can sıkıcıymış! Parmağını, ayağını kaldırmak, yavaşlamak, durmak, yön değiştirmek, yer açmak, bir an için de olsa otomasyondan çıkmak, robotluğa ara vermek, canlanmak, başka canları tanımak hallerinin ruhu germesi, bir varlık ve canlılık karşıtlığıdır. Benim ruh halimi paylaşmak zorunda değilsin, ama parametrelerimiz aynı değil diye beni ya da mahlukatı ezmek zorunda da değilsin.
Eylül 15 2011
 

Pinokyo Versus Uydu İtçilik

Milli itçilere bakıyorum ortaya attıkları, yeniden paketleyip pazarladıkları her it markasının önüne "Türk"ü eklemeyi ihmal etmiyorlar. Bir sözcük seçin; örneğin "çerçeve". Tekrarlayın kafanızda. On kere, otuz kere, elli kere. Anlamını yitirecek. Hatta belki sizi güldürecek. Kavramların ruhunu sıkmak için ezberlemek, tekrarlamak, böylelikle bilinçaltına sallandırmakta ideal bir yol, tekrar; reklamcılığın, propogandacılığın temeli. Bir yalan çeşitli kaynaklar tarafından yeterince tekrarlanınca, ona maruz kalanların çoğu tarafından doğru gerçek olarak kabul edilir. Her adın önüne "Sayın" ekleyerek saygınlaştırılmıyor kişi. Artık herkes "Sayın".
 
Irkın adının başına Türk koyunca millileşmiyor o it. Türk kendine kendi propogandasını yapınca da değişen bir şey olmuyor. İtin millileşmesi için milletin geleneklerinden yola çıkan yetiştirme koşulları gerekiyor. Milli gelenekler için halkın geleneklerini anlatan kütürüne bakmak gerekir. Alman kültürüne göre Kangal yetiştirilebilseydi, Almanlar Kangal'ı üretmiş olurlardı. Anadolu gelenekleri ve üretim biçimleri zemin hazırlasaydı, Türkler, Alman Çoban Köpeğini üretmiş olurlardı.
 
Bir yüz metre koşucusunu, onbin metreci olarak yetiştirmeye çalışırsanız, sadece patlayıcılığa dayalı genetik özelliklerini zebil etmekle kalmazsınız, aynı zamanda ondan bin metreci bile yapamazsınız. Ata ot, ite et vermek durumundasınız. Ve Kangala yal. Milli itçi, Asya kafası ve daha mikro ifade edilirse Anadolu ruhu ile itçilik yapacağına, Avrupa yalakacılığından, ne olduğunu kendine bile açıklayamayıp, formüle edemediği modernizm manyasından kurtulamayan, taklitçiliği Avrupalılık sanan, artık ezici çoğunluğunu oluşturan, köpek mamacı, Labradorcu, Rotvaylırcı, Goldın Retrıvırcı (Altın renkli Getirici), Pitbulcu ve bir zamanlar Kanişçi olan şahsiyetlerinin etkisi altındadır. Bunlar Anadolu kırsalından kopuk, şehircilik ve batıcılık numaraları çevirmeye doymayan, yozlaşmış dolayısıyla kimliksizleşmiş kalça kıvırıcı modern arabeskçilerdir. Şu halde millici, Anadolu Koyun İtini yetiştirebilecek alet, edavat, akıl, ruh, bilgi ve iradeden tabii ki yoksundur. Globalizmi, global sanan, yerli malı haftası kaldırılmış bir uydu Türkiye'de, bağımsız akıllı, millici yetiştirilmesini beklemek de zaten akılsızlık olur. Yüzünü batıya çevirmekle kendisiyle gurur duyan bir ülke ve onun figüran aydınları, ay-hişeler benimle aynı düşünmezler. Onların aklı kuzdan, günden, batıdan ve doğudan gelir ama bir türlü içinde doğup, büyüdükleri ana toprak Ana-dolu'dan gelmez. Onların aklı fikri, özgün olanı ıslah etmektedir. Önünden ot giren, arkasından bok çıkan makinalar olarak gördükleri, yerli keçi, koyun, sığır ve beygirleri melezlemekten ve hatta yoketmekten zevk alan sapıklardır ıslahatçılar. O kadar ki Anadolu insan ırklarını ıslah etmek önerisi bile getirmişlerdir. Ruhları modernizmin okları ile delinen bu, yarıaydınlık, alacakaranlık ayhişelerin ruh torbalarından, Anadolu sevgisi akıp gitmiştir.
Ne vakit koloni mevkiinden kurtulup, tarihin herhangi bir noktasında serbestlik seviyesine erişilip erişilmediği tartışma götürür. Karabaş’a “siyah maske” dediğiniz anda bilinçaltı teslimiyet başlamıştır. Enik’e yavru ya da bebek dediğinizde asıldan kaymışsınız, “papi” dediğinizde artık kaybolmuşsunuzdur. Babanızın, nenenizin dilini tercümanlar aracılığı ile anlamaya razı olacak kadar bir-iki nesil öncenize bile yabancıysanız, o vakit onların dilini onların ağzından çıktığı gibi duymasanız da olur. Anadolu halkını ıslaha andiçikler değil mi dille ve tarihle oynamaya başlayanlar? Bu durumda çevirmenin, döndürmenin sıklıkla anlamlara takla attırmak durumuna geldiğini farkediveriyoruz. Takla attırılan dilde, akıl yürütmeye ve çoşkuya ne olduğunu tahmin edin. İstiklal fikri ve ruh hali kimsenin tekelinde değil. Bozkurd hürriyetini kimseye borçlu değil. Kurd olarak kalabilecek iradesi olduğu sürece yabanıl ve hür.
 
Kendisini millici, milliyetçi, muhafazakar, Kemalist, Muhammedan, Vahabist, devrimci olarak etiketleyenlerin ki bunlardan hiçbiri olmak zorunda değilsiniz ve şimdilik suç değil olmamak. Ama "..çülük ve ..izm"lerden uzak durmak serbestlik için şart. Uydu olamamanın koşulu, kendinizi, şakağınıza tabanca dayayanların, sizi barbar, gerici, vahşi olarak size geri tanıtanların değerleri ile tanımlamamanız. Bağlanmamanız. İstiklâlcilik ülküsüne (böyle bir ülkü samimiyetle var-ıdı-ysa) uygun bir tavır değil, çünkü, kendi aklıyla düşünemeyecilik, çülük, şunculuk, bunculukla bağımsızlık kazanmak, şu ki bağ kopartmak hiç mümkün değil. Anti-batıcılık vaazetmiyorum. İyi, güzel ve adil olan, her coğrafyadan her yönden gelebilir ama önce pro-kendimiz olmalıyız. “Ben” olarak seni sevmek başka, şahsiyetsiz, şuursuz, gurursuz ve arsız bir zombi olark seni sevemem daha başka, İkincisi zaten, sevgi değil, sığınmacılık: rızalı kölelik
.
Kangalist olmak da gerekmiyor, Kangalı takdir etmek için. Ege ve Akdeniz dağ bozkırlarının keçi-koyun itlerini yeğlesem de, bu tavrım Kangalın sözde korunmaya alınarak yokedildiğinin farkında olmadığım ve Kangalın, Sivas ve daha geneli, Orta Anadolu kırsalındaki geleneksel usullerle yetiştirilmesi gerektiğini bilmekten alıkoymaz beni. Artık ak, karadır. Korumak, yoketmektir.
Tüm Anadolu koyun itleri, Koyçılar antik ve otantik Anadolu yöntemleri ile yetiştirilmedikleri sürece aşınmaya, yozlaşmaya, Avrupanın sosisleşmiş, zavallı, deforme köpeklerine dönüşmeye mahkumdurlar. Bu mahkumiyet hali hazırda başlamıştır, çünkü batı aklı ile düşünen, deyim üreten, it tezgahlama festivalleri düzenleyen teslimiyetçiler, aldıkları her batı kaynaklı aferin ile orgazmın zirvelerinde titreyen, kanun yumurtlayıcılar: ıslah edilik kafes tavukları. Veterinerlik konusu kanunları, ilmi bilgisi, aynen Avrupalı sahiblerden ya aşırılmakta, ya da sahiblerce yetiştiricilerin boğazlarından aşağıya itelenmektedirler: Kaz-besiciliği. Buna Avrupa'ya uyum denmektedir. Bunun asıl adı hizalanmaktır. Bu teslimiyetle noktalanır. Amiyane adını buraya kadar okuyabilen, okuyucu kendi seçebilir. Nenenizin yalla, yemek artığı ile beslediği Kangalı, köpek mamasıyla besler, nenenizin açıkta toprakta yatırdığı Kangalı, içi halı döşeli kulûbede, hatta yatağınızda yatırırsanız, onu Mangal köpeği yaparsınız. Buna da "Türk Mangal Köpeği" derken, önüne "safkan" eklemeyi ihmal etmezsiniz.
 
Van Yüksek Uçarı’nı, Bursa Oynarı’nı (Roller değil), Kangal’ı batı aklı, dünya görüşü ve farkında olmadığınız gizli korku ve aşağılık kompleksinizle yetiştiremezsiniz. Çin müzik aletleri ile ne kadar Mozart çalabilirseniz, piyano ile de o kadar bozlak çalabilirsiniz. Çalıyor gibi yapsanız da Muharrem Ertaş’ın yabanıl, bozkırda mayalanmış sesini üretecek yüreğiniz olmaz.
Çüler’in nasıl olup ta iştahla Judeo-Roman-Vahabbi reçetelerinin ilaçlarını almak için moda ve tüketim eczanelerinde birbirleri ile yarıştıklarına şaşmamak gerek. Şuursuzluk bolluğu ve özsaygı yokluğunun normal sonucu bunlar. MHP gibi bir partinin başkan yardımcısının “Gelişmişlik çıtası olarak AB normlarını uygulayan ancak kendi egemenliğini koruyan bir devlet olarak hedefi koymalıyız” diyebildiği, AB normu bastonu olmadan, taklid milliyetçilerin bile kılını kıpırdatmadığı, takibci ve teslimiyetçi bir ortamda yularları dışarda partilerin akılları ile istiklâle erişmenin mümkün olmadığı açık. Yukardaki cümlede takibcilerin hazmetmesi beklenen, “Sizin dışınızda, iradenizin mevcudiyeti olmaksızın, sizin adınıza yapılan kurallara uyarken, aynı zamanda kendinize egemen olmanız”. Bu hale masallarda bile rastlanmıyor. Pinokyo’nun bile iradesi var.
 
Burada kendisini karınca değil de birey olarak algılayabilip, kendi iradesi ile aidiyetini belirleme ihtiyacı ve mizacı olanlar için sadece hatırlatıcı bu notlar. Toplu kurtuluşun mümkün olmadığı anlarda bireyin irade ve bilinç düzeyinde kurtuluşu mümkün. Teslim olan köleler, itlerinin köpek sergilerindeki hayali başarıları ile masturbasyon eylerler ve taklit itlerin imalatını yaparlarken, henüz teslim olmamış, vicdanen hür itçiler asıllarına uygun it yetiştirmeye devam etmekteler.
 
Zincirsiz yaşamayı seçenler, en kısa zamanda kendi aralarında örgülenerek ancak, kökü, aklı ve ruhu dışarda olan FCI gibi istilaci ve işgalci teşkilatlara karşı yerli malı değerlerini koruyabilirler. Bu tarz teşkilatların Türkiye paralı askerleri ki, temsilcidirler; her daim ana yurtta kurdukları teşkilatların adlarının başına “Türk ya da Türkiye” koymayı ihmal etmezler. Kelimelere takılmayın, icraata bakın. Güvercin taklidi yapan kargalardan sakının. Onların gözü havada dönmek, dikilmek, dalmak, takla atmakta değil, gözünüzü oymakta.
 
İtli kalın.
Kasım 01 2012
 
Ek1: Uyduculuk seviyesinin nereye vardığının bir çok göstergesi var; davar işaretlenmesi. Sığır, keçi ve koyunun kulaklarına kulağa yumuşak gelsin diye küpe adı verilen plastik kartlarla delinmesi zorunluğu. Delinmemesi YASAK, yönetimin sıkısıyla zevklenen kırbaç sahiblerince. Sokak köpekleri zoraki (çünkü onların rızası dışında bu üreme organı yolma, kopartma, sökme ameliyatı ve bu itlerin tek suçu sahiplerinin ve kayıtlarının olmaması) kısırlaştılmadan nasiblerini alırlarken küpeden de alıyorlar. Ev köpeklerinin kanserojen olduğu bilinen elektronik çiplerle zımbalanması da yeni kanun gereği, sanki endüsrtiyel mamalarla sahiblerince zehirlendikleri yetmiyormuş gibi. Bu çip deri altına zımbalanıyor. İt modernleşiyor, Avrupalı asıl sahiblerinin dileklerine uyum sağlıyor. İt besleyene ek masraf mı çıkıyor? “Parası olmayan beslemesin” diyorlar anlamıyor musunuz? Tüm bunlar batıdaki sahibler istedi diye yapılıyor. Kayıtlar İngilizce yapılıyor ki sahibler kayıtları anlasın ve analiz edebilsinler. Sahibsiz meydan güvercinleri, kanal fareleri, pıynar ve kengir şimdilik kayıt dışı kalmaya devam ediyorlar. Yakında balıkları, daha sonra bebekleri çiplediklerinde “bu da nesiykine?” demeyin. Sıra yeni nesil bebeklerde. Her şey sırayla. Bugün eline veren, yarın ruhunu veriyor. Zihni haritanın yerini elektronik, sesli araba haritaları aldı. Sahi, milletin aklının yerini alacak akıllı kart daha gelmedi mi?
 

Beşli İle Söyleşi

Anadolu’da İt Boğuşu ve Tümden Kırpım

Aşağıdaki söyleşi de doğrulttuğum bazı sorular, okuyanlara boş gelebilir ama o vakitler batı kaynaklı saçma sapan kurallar, fikirsizlikler, gerçekdışı ayrıntılar ortalıkta dolaşıyordı. Her ne kadar kırlık kesimde bunların cevabları açık da olsa, şehirdeki vatandaş, medya propogandasıyla, kanuni çeteler ve bilimci memur desteği ile, aslından sapıttırılmış bilgi (des-enformasyon) ile besleniyordu. Herhangi bir konuya hayatını adayarak uzmanlaşan insanların fikrini alarak o konuyu anlamaktansa, konuyla pratikte hiç ilgisi olmayan, hem teorik, hem de eksik bilgilerle, uzman edasıyla kendilerini pazarlayan, bilgisi olmasa da, keskin fikirlere sahib kravatlılarla, cadı avcılığı başarı ile sonuçlandırıldı. Cadı avcılarının vardıkları sonuçlar, hemen her zaman, olgu yerine, o vakit de ideolojiye dayandı. Akabinde, insan güreşi değil, ama köpek güreşi batıdan gelen direktiflerle ve “uyumlandırmalarla” yasaklandı. Cadı avcıları naralar attılar “Yaşasın koloni olmayan (tabii ki, mesela ve hatta güya) tam bağımsız TR”. Doğru söze susuldu!  

Koyun köpeğinin birden çok cebhesi var. Cebhelerden sadece birisi boğuş. Boğuş, tüme ulaşmak için gerekli malzemelerden, ama tek başına, koyun itini dört dörtlük inşaa etmeye yeterli değil. “Bu özelliği de olmayıversin” dediniz mi, bütünden yontmaya başalmışsınızdır. Bu durumda, Ne (Yeni Toplam) = (bütün – kaç parça/ne kadar) olur. Başka bir deyişle Neotoplam eksik toplamdır. Makinanın tüm parçaları gereklidir etkili çalışması için. “Bazılarını çıkartalım” olmaz. Dört mevsimin dördü de gerekli; “biri olmasa da olur” olmaz. Bir siyasi önderi pek seversiniz, onu yere göğe sığdırmazsınız ama onun cıgara içmesi konusu ortaya gelince, onun cıgaralı resimlerini yok sayıp, sansürlersiniz. O kişin yaptığı her şey, onu oluşturan parçalardandır. İdeallere, günün ucuz politikalarına, populist belkemiksizliğe göre bir yapıyı, bir şahsiyeti, ya da bir etkinliği değiştirmek, tahrifatçılık değilse, terziliğe soyunmaktır. Sevdiğiniz kişiyi olduğu gibi sevemiyorsanız, zaten sevmiyorsunuz demektir. Üç tuğla oradan , beş buradan çıkartarak duvar bile örülmez. Her bir parça yerine oturtulduğunda ancak, yapının her yönü eksiksiz örülmüş olur.

Boğuşlarda uyaklı, dörtlüklerle konuşması ve adil olması ile bilinen Beşli, Kartay’ın Bozkır Bilgesi tabir ettiği, Anadolu kırsalının eski zamanlardan günümüze sarkmış son, değerli bilgelerinden biridir. Bozkır bilgeliği hayali bir bir sıfat değil. Bozkır bilgesi, gelenek ve diline mükemmelen hakim olduğu gibi, çevresinde olanları, analitik açıdan gözleyip, sonuçlar çıkarabilen kişidir. Bozkır bilgeliğinin varolması, kişinin devlet eğitiminin, şu ki merkezi indoktrinayson sürecinin dışında kalabilmesi ile mümkündür. Bozkır bilgesi, eğme, bükme, tamir etme, tekleştirme şubeleri okullardaki “kopyala yapıştır” eğ-it-iminin dışında kalabilip, insanca değerleri, AB’den ya da kökü nerde oluğu belirsiz milletlerarası ve milletlerüstü örgütlerden ve onların hayali “evrensel” formulasyonlarından değil,  içinde doğduğu toplumdan, organik olarak alarak, beslenen kişilerden çıkar. Söyleşi, Çal ve Baklan’ın dinamik, sevecen ağzı, güzel ve ezgili Türkçesi ile yapıldı. Maalesef buraya hantal istanbulca/konstantince ile aktarıyorum

Yanılmıyorsam, Beşli1936 da Baklan Denizli de doğmuş. Elleri, aynı karısının elleri gibi toprak işinden ve hayvancılıktan aşınık. Çiftin yüzünde kaybolmayan gülümsemeler hakim.

“Beşli, bu konudaki bilgi, tecrübe ve fikirlerini paylaştığın için müteşekkürüm. 2002 de verdiğin enik için de ayrıca teşekkür ediyorum.  

Beşli gözleriyle gülümsüyor ve “Önemli değil” diyor.



IŞIK: Ne kadar zamandır bu itlerle uğraşıyorsun?
BEŞLİ: Dokuz yaşımdan beri.

IŞIK: Ne zamandır boğuşların parçasısın?
BEŞLİ:  1955 de askerden geldikten sonra Kütahya, Denizli, Manisa, Sarıgöl, Burdur, ve Antalya da boğuşlara gitmeye başladım.

IŞIK: Neden Karabaşı seversin?
BEŞLİ:  Karabaş it tutumludur. Ziyan etmez. Yakışıklıdır.   

IŞIK: Kara tırnaklı bir it, ak tırnaklı bir itten daha mı iyidir?
BEŞLİ: Bazıları bakar onlara ama aslında bir farkları yoktur.

IŞIK: Ya kuyruk ucundaki ak lekeler?
BEŞLİ: Mesele değil; enik seçerken iyi ve güçlü görüneni severiz.

IŞIK: Ala itler için nedersin?
BEŞLİ: Bir it Karabaş olduğunda millet ona Kangal demekte ısrar ediyor, çünkü Sivas Kangal iti genellikle karabaşlıdır. İtin  ala olmasında hiçbir sakınca yoktur. Herşeye kadir olan Ulu Tanrım onları öyle yaratmış.

IŞIK: Kaba it (uzun kıllı ve yünlü) boğuşur mu?
BEŞLİ: İyi bakılırsa boğuşur Adam iti, çocuk sever gibi sevmeli. Benim itlerim öyle bir  noktaya gelirler ki ekmek, yumurta, et yiyemez, süt içemezler. O vakit iyi beslenmişlerdir.

IŞIK: Hangi post cinsi soğuğa daha çok gider, kaba mı kırık (kısa kıllı) mı?
BEŞLİ: Tülü”(uzun tüylü) soğuğa daha çok dayanır. Sen soğukta dışarı ceketsiz çıksan nasıl hissedersin?

IŞIK: Ak itler boğuşur mu?  
BEŞLİ: Neden olmasın? Tabii ki. Garının evini bırakmayanı, horozun günde üç defa öteni, köpeğin goşup goşup da tam ortadan vurup, yere çalanı makbuldür.

IŞIK: Boğuşta (it güreşi) itin cüssesinin önemi nedir?
BEŞLİ: Boğuşta ufak bir iti büyük bir ite eşlemem. Aynı boyda olmalılar. Zayıf iti herkes boğdurur (boğmak, yenilmek anlamında burada, çünkü boğan itin boğulanı boğazından tutup yere indir ve pes edinceye kadar bekler). Bu bir marifet değildir. Kıymet, güçlüyü güçlü olan boğduğunda ortaya çıkar. Ender de olsa, mümkündür, kırkda bir ufak bir it, daha iriyi yere çalar.  

IŞIK: Boğuş itinde ya da koyun itinde en önemli özellik nedir?
BEŞLİ: Yürek. (“Cesaret” demek istiyor)

IŞIK: Hangi noktada bir itin boğuşta kaybettiğine hükmedersin?
BEŞLİ: Pehlivanın (er meydanındaki güreşçi) sırtı yere değdimi “Pes” der. Yenildiğini teslim ettim demektir. İt yere yattığında (boğazını yatıran it ağzına aldığında) boğulmuş sayarım. Üçe kadar sayarım. Orada güreş biter.

IŞIK: Güreşecek iti nasıl seçersin?
BEŞLİ: Ana babada doğru kan olması lazım.

IŞIK: Boğuşçu enik ve koyuncu enik aynı batında olur mu?
BEŞLİ: Ne derler? “ Her ananın her oğlu pehlivan olur mu?”  Doğru damarı bulmak lazım. Bir gancık onbeş enik doğurduğunda içlerinden biri güreşçi çıkar (Beşli burada örnek iyi anlaşılsın diye, sözüngelişi enik sayısını artırıyor. Anadolu da bir batının enik sayısı bu kadar yüksek olmaz). Güreşçi enik hakiki köklerinden bağımsız olmaz. Aslına uygundur. Enik güreşmeye aday olup olmadığını henüz bir aylıkken belli eder. Diğer eniklere baskındır. Diğerlerine en iyi memeyi vermez. Daha iyi bir yapısı vardır ve diğerlerinden daha güçlüdür. İki günlük eniğin ne olacağı belli olmaz. Bazıları iki günlük eniğin canını yakıp acıya dayanıklı olup olmadığına bakar, öngürüde bulunmaya çalışırlar. Eniklere yazıktır acı çektirmek, yanlıştır.

IŞIK: Ne kadar süredir boğuşlar düzenlenmekte?
BEŞLİ: Dedemin dedesinden zamanlarından. Göreneğimizin parçasıdır.

IŞIK: Denizli yöresinde ve Ege de tüm köpek karşılaşmalarına güreş ya da boğuş deriz. Kavaga demeyiz. Neden?
BEŞLİ: Çünkü bu itler güreşirler. Pitbullar kavga eder, çünkü onlar biribirine zarar vermek, öldürmek için saldırırlar. Bizim köpeklerimiz deli ve akılsız değildirler. Koyun köpekleri güreşirler çünkü birbirlerinin güçlerini ve iradelerini sınamaktır niyetleri. Develer de güreşir. Kavga etmezler. Koçlar süserler birbirlerini. Kavga mı ediyorlar? Hayır, birbirilerini tanır, bilirler. Taraflar çok uzun süre inatlaşırlarsa, sınaşma kavgaya dönüşebilir. Boğuşlara geldin, bilirsin, kaç tane ölen it gördün? Ne sıklıkla kan aktığını gördün? Ölen olmaz ama bazı karşılaşmalarda ufak yaralanmalar olur. İki er güreştiğinde de incinmeler, yaralanmalar olur. Kanayan burunlar ya da kırk yılda bir kırılan bir kol olur. Simdi neden güreş dediğimizi anladın mı?
 
IŞIK:  Ortada yine de bir ölüm ihtimali var mıdır?
BEŞLİ: Araba sürdüğünde ölme ihtimalin var. Sürme niyet sonucudur, yanlışlıkla araba sürmezsin ve ölebilirsin. Bu halde, araba sürmek yasaklanmalı, tehlikeli ki kemer takmayı zorluyorlar. Hayat, ölümle dolaşır. Ölümsüz hayat olmaz. Birliktedirler. Onları ayırmaya çalışma. İtlerimiz güreşir. Bu bizim olduğu kadar onların da niyetidir. Zorlama yoktur, rıza ile olur. Bunun yanında bazı insanlar itlerini güreştirmezler, ve biz onları yargılmayız, kötülemeyiz, onlar itlerini bizim gibi sınamazlar diye. Bazı insanlar okula gitmezler ve cemaat onları yargılar. Zaten kim demiş ki itler öldürülüyor diye? Görülmüş mü, duyulmuş mu boğuşlarda öldükleri?

IŞIK: Şimdiye kadar hiç duymadım. İnsan, hergün milyonlarca koyun, sığır, tavuk boğazlıyor, bu hayvanlar boğazlarının kesilmesinden hoşlanmasalar gerek. Hatta bazı durumlarda bu hayvanlar elektrikle şoklanıyorlar derileri yada tüyleri, bunlar henüz canlılarken yüzülüyor, yolunuyor. Direnmeleri için hiç bir fırsat verilmiyorlar. Ölüm istikametleri. Seçenekleri yok. Bu hayvanların toplu katledilmeleri, ya da ormanların sıfır kesilmelerini kendi rahat ve zevklerimiz için bir şekilde akıl ve kelime oyunları ile makulleştiriyoruz. İstisnalardan, bunlar için de aynı hal için birden çok kıstastan yararlanıyoruz. Hani atlara daha incelikle, nazikçe, ama sığırlara kabaca davranıyor, atlara “Asil” derken sığırlara “Aptal” diyoruz. Adama “Aslanım” diyoruz ama “Ayım” demiyoruz. Köpekleri korur, rahatlarını sağlar, “haklar” verirken, kurtları, tilkileri öldürüyoruz.
BEŞLİ: Insanoğlu patron. Mesele  onun adil olup olmadığında.

IŞIK: Malak nedir?
BEŞLİ: Ayrı bir ırktır. Tüm Anadolu da bulunur.

IŞIK: Kangal nedir? Kangal ile Akbaş 30 yıl önce varlar mıydı?
BEŞLİ: Hafızam beni yanlıtmıyorsa, Kangal 1970-80 lerden beri var. Kangal adı Karabaş’tan döndürme. Denizli de Kangallardan çok daha başarılı Karabaşlarımız var. Bazı Kangalcılar TRT de doğru kişilerle konuşup bu itleri onlara akıllıca reklam ettirdiler. Bu Kangalcılar, Kangal kasabasından buraya it boğuşturmaya getirirlerdi bizim köpeklerle karşılaşsınlar diye. Doğan Kartay gelir buralara, bizden köpek çıkarır, toplar, damızlık etmek için. Boğuşların neticelleri bize, bizim itlerin nitelikleri, acarlıkları hakkında fikir verir. 1980 lerden önce Akbaş vardı. Biz onlara “Akguş” derdik.  Heryerde bulunurlardı..

IŞIK: Kangal ne renk olmalı?
BEŞLİ: Kangallar ekseriya boz, karabaşlıdırlar, ama alabaşları da vardır. Alalık atasında varsa, eniklerinde de çıkar.

IŞIK: Gancığın az eniklemesi tercih edilen bir hal midir?
BEŞLİ: Az enikleyen gancık yakışıklıdır, güzeldir. Gancığın sekiz memesi olur. Ne kadar az eniklerse, o kadar iyidir gancık.
IŞIK: Gancıkları nasıl yüğürtürsünüz?
BEŞLİ: Yıllar önce, gancık yalık oldu mu (kızana girdi mi) en sert ve güçlü erkek onla yüğürürdü, Şimdi başarılı erkekleri gancıklara çekeriz. Böylece yeni nesiller daha güreşgen olurlar.

IŞIK: Ya yakın akraba eşleştirmesi?
BEŞLİ: Gardaş gardaşa eşleşme pek görmezsin. Babayı gıza, ya da teyze, amca gızlarına çekeriz. Bazen uzak diyarlardan alakasız gancıklar, erkekler de kullandığımız olur. Önemli olan köpeğin asıl, kıymetli özelliklerini kaybetmemek. İyi bir damar yakaladın mı, bırakma, sarıl.

IŞIK: İtleri, canavar (kurt) ile melezlemek konusunda ne diyorsun?
BEŞLİ: Bazı kişiler bunu yapmaktalar. Kırmalar gayet sağlam ve sert olurlar. Boğuşta kolay pes etmezler. Dayanıklılıkları daha iyidir. Bazılarının kulakları dik olur.

IŞIK: Baklan ve Çal’da eskiden nasıl itler olurdu?
BEŞLİ: Çal’ın dağ köylerinden itler getirirdik Baklan’a. O eski köpekler pek ünlüydüler. Uzun bacaklı olurlardı. Gayet boyluydular. Onlar, Kırkpınar’in pehlivanları kadar ünlüydüler. O vakitler Baklan’ın itleri de iyiydiler ama Çal’ınkiler bizimkilerden daha keskindiler.

IŞIK: O itlere n’oldu?
BEŞLİ: Bizim itler onlarla karıştı. Ormancılar koyunu, keçiyi Çökelez ve Beşparmak dağlarında yasakladılar. İnsancıklar sürülerini satmak zorunda kaldılar. Bazı sürüler kaldı ama hayat çobanlar için zor gari. Herhangi bir köyde en az kırk it olurdu. Bugün bazılarında bir tek it yok.

IŞIK: Çocukluğumdan hatırlıyorum, babam arabasını kenara çeker, onbeş dakika kadar sürülerin geçmesini beklerdi. Keçi ve koyun sürüleri çok büyük olurlardı, ama tabii ki sen benden önceki zamanları da biliyorsun.

IŞIK: Neden bazı itler çok havlarlar?
BEŞLİ: Bu ırsidir. Kimi adam çok konuşur, ama dediklerinin bir önemi olmaz. Az havlayan it makbuldür.

IŞIK: Gancık mı erkek mi daha çok havlar?
BEŞLİ: Gancık.

IŞIK: Gancık güreştirilir mi?
BEŞLİ: Eve tama nadiren. Gancıklar sürülerin başında iken diğer gancıklarla çok boğuşurlar.

IŞIK: Diyelim ki bir doğumda beş enik oldu, hepsini bırakırmısın; seçim kıstasların nelerdir? Enikleri sınarmısın?
BEŞLİ: Bir aylık eniği seçmek zordur. Boğuşçu itler insanlara alışkındır. Çok insan gördüklerinden alışırlar. Sert it istersen insanlarla ilişkisini azaltman ve çok ellememen lazım. 

IŞIK: Doğu Anadolu’nun itlerinin Denizli itlerinden daha iyi olduklarını iddia edebilir misin?
BEŞLİ: Neticeleri burada görüyoruz. En iyi dedikleri Kangalları buraya getirdiler ve bunlar burada yenildiler. Başarı nerdeyse yarı yarıya üleşilir ya bizimkiler daha başarılıdır.

IŞIK: Buranın güreş kuralları ile Maraş’ın kuralları arasında ki fark nedir?
BEŞLİ: Biz ufak iti büyük itle eşlemeyiz; itler tamamen tükeninceye ya da birbirlerini öldürme oktasına gelinceye kadar boğuşturmayız. Hakem olarak ben, doğru anın geldiğine hükmettiğimde devreye girer ve boğuşu durdururum. İt çığlık atarsa, bağırırsa, kuyruğunu bacaklarının arasına alırsa boğulmuş sayılır. Kuyruğunu neden indirir it? Demektedir ki “ Korktum, karşı çıkmıyorum, pes ediyorum.” Bu işaretleri gördüğümüzde, karşılaşmayı bitti sayarız. Zaten, ekseriya onlar o noktada kendiliklerinden ayrılırlar.

IŞIK: Boğuşlar tamamen ortadan kalktıktan sonra bu boğuş itlerine ne olacak sence?
BEŞLİ: İtlerin kıymeti buharlaşacak. 

HALİL ÇOKAK (kendisi it boğuşturmayan Çokak, koyun köpeği konusunda bölgenin en deneyimli ve bilgili çobanlarından): Boğuşçu itin sahibi diyor ki “İti boğuşturamayacaksam niye besliyeyim?”
BEŞLİ: Adam neden 5000 bin lira harcasın bir ite? Harcar çünkü itin başarılı olacağına hükmeder. Pehlivan olacağını umar. Bu cins bir kopeğin karşısına onun gibi kıymetli ve sağlam it çıkmalıdır. İtler de bunu beklerler.
 
IŞIK: Kurtboganlık (kurtçulluk) özelliği ırsi midir yoksa eniğe öğretilir mi?
BEŞLİ: İtin damarındadır.

IŞIK: Koyu kıllı itin daha iyi kurtboğan olduğunu söyleyenler var. Doğru mudur?
BEŞLİ: Hayır. Renk, don meselesi değil bu işler, yürek meselesidir.

IŞIK: Güreşen it en iyi nasıl beslenir?
BEŞLİ: Yiygi dengeli olmalı. Yumurta, et, süt, ekmek ve yal veririz. Çok et yedirmek, iti yakar. İtin, etten daha çok, ekmek ve yal yemesi gerekir.
(Beşli “et iti yakar” derken itin fazla protein ile beslenmesi itin gelişimini yavaşlatır ya da durdur demek istiyor ki onun bu ifadesini destekler nitelikte bir kaç paleontolji ve fizyoloji konulu araştırma 2013 yılında yayınlandılar.)

IŞIK: Sallı  (dikdörtgen/uzun) it mi, kare it mi daha iyi güreşir?
BEŞLİ: Sallı it, kısa ite nisbetle rakibine karşıdan daha etkili, daha şiddetli vurur. Kare it ise hem kendi hem de rakibi çevresinde çok hızlı döner (Boğuş konusunda Beşli kadar bilgili, Yörük geleneklerini her an yaşayan, yüzünden gülümseme eksik olmayan, rahmetli bilge Hasan Kayış’a göre ise kare itler yerden çabuk kalkıp, çabuk toparlanırlar ki Kayış’ın bu ifadesini hem Beşli hem de başkaları doğruladılar). 

IŞIK: İtin mahmuzlu olması ile becerisi arasında bir ilişki bulunur mu?
BEŞLİ: Yoktur.

IŞIK: Bazı itlerin ağızlarının içinde kara lekeler olur. Ne demektir?
BEŞLİ: Hiçbirşey.

IŞIK: Boğuşlarda neden sırtlan ve kara itleri pek görmeyiz ama boz ve alaları görürüz?  
BEŞLİ: Becerisi sınanmış iyi sırtlanlar vardır. Çoğunlukla Maraş taraflarından gelirler.

IŞIK: Karşılaşmalarda hakemlik yapmaya devam edecekmisin?
BEŞLİ: Devletin ve hayvan hakçıların bana çıkardığı güçlükler çoktur. Bu kadar eziyeti kaldırabilecek kadar genç değilim artık. Çoğu diğer boğuşçular gibi elimdeki köpekleri dağıttım, erittim.

IŞIK: Senin gibi herkes bırakırsa ne olacak?
BEŞLİ: Benim gibiler ölünce, çalışkan, acar itler de yokolacak. Güreşecek bir iti yetiştirmek en az iki yıl alır. İyi kanları toplamak, bunları yoğunlaştırmak, süzmek yıllar alır. Boğuşacak enik adayı iki yaşından önce gerçek boğuşa çıkmaz. Yetiştirmek zaman, para ve tecrübe gerektirir. Biz köylülerin hoşlandığımız herşey yasaklandı. İstediğimizi ekip biçemeyiz. Askerlerimiz Kürt teröristlere karşı çarpışıp öldüklerinde “hayvan seviciler” ağlamayı bilmezler ama batılılarla bir olup geleneklerimize karışıp, yasaklamayı iyi bilirler. Derler ki yakında Avrupa Topluluğuna katılacağız. Böylece daha medeni olacakmışız. Biz neysek oyuz. Halka (çivili tasma) hernekadar korusa da, canavar halka giymez, o sebeblen kurt kalır. Bizler bu saldırganlar için kolay hedefiz. Halbüysem, vatandaştan çalınan paralar, vergiler, öksüz çocuklar, fakir insanlar, kıymetinin altına sattığımız ürünlerimiz konuları daha önemli olamalılarken, bir ağırlıkları yok gibi davranır idareciler ve hayvan hakçılar. Bu itler rekabetçi ve aynı zamanda Tanrının beyefendi mahlukatıdır. Onları ulu Tanrıdan ötürü severiz. Bu itleri severiz ama şehirliyle karşılaştırdığında, biz itlerde, onlara  saygı duyabileceğimiz farklı özellikleri ararız. Biz onların ruhlarını severiz. Gürültücü şehirli onların şekillerini sever. İyi ama bu itleri ellemelik hayvanlara indirgediğinde, onları elci yaparsın. O vakitse bu itler kendilerine saygı duyabilecekleri özelliklleri kaybederler ki, bu halde biz de onlar saygı duymayız. Şehirli hayatını topraktan kazanmaz ve tüketmek için bir şey üretmez, ama her nasılsa her türlü lüksü vardır. Bizim ürünlerimizi tüketirler, geri döner bize ne edeceğimizi söylerler. Tanrı gibi davranırlar, çünkü yüreklerinde Allah korkusu yoktur. Onların tanrısı sürgünde. Şehirli ve batılı, köpeklerini severler, halbuki biz köpeklerimizle gurur duyarız. Neden gurur duyarız bilir misin? Çünkü acardırlar (becerikli, işlevli, tutumlu).

IŞIK: Hayvan hakçılar diyorlar ki bu köpekleri kavga ettirmek barbarcadır. O yüzden hayvan teşhir yarışmaları yaparlar.
BEŞLİ: Önce boksu durdur. İki adam birbirlerini yumruklarlar ve bunun adı spor olur. Şehirde, evde, kafeste beslenen ite yazık değil mi? Şov dedikleri gösterişçiliktir. Hangi atın daha hızlı olduğunu nasıl bilirsin? Yarıştırırsın. Hangi ineğin daha çok süt verdiğini nasıl bilirsin? Sağarsın. Hangi koyun köpeğinin daha iyi olduğunu nasıl bilirsin? Güreştirirsin. Neden? Çünkü güreşemeyen it, sürüyü koruyamaz. Onun dışında biz millet olarak güreşten hoşlanırız. Erkek erkeğe, it ite bir karşılaşmalardır bunlar. Erkekçedir. Asilanedir. Neyimiş? Avrupalıca değilmiş. İyi de ben Türküm!

IŞIK: Aynı şekilde, İspanya Avrupa Birliğinin parçası ve boğa güreşine devam ediyor. AB üyesi Fransız ve Macar kaz ciğeri üretimine, kazların boğazlarından zorla akıttıkları darı ile besledikleri kazcılığa devam ediyorlar. Amerika da hayvan yetiştiriciliğinde antibiyotik ve büyütme hormanları kullanılıyor, tavuklar ve domuzlar dar kafeslerde besleniyorlar ve de üstüne bu uygulamaları benimsemeleri için Türklere verdikleri krediler üzeründen baskı yapıyorlar. Türkler geleneksel olarak sıkıştırlmış, yoğun hayvancılık değil yaygın ve seyrek hayvancılık yapan milletlerden. Daha çok koyun beslemek için kurtları sistematik olarak yokeden Anadolu milletir değil ama nedense Türk bir türlü imtahanlardan başarı ile çıkamıyor! Batılılar hayvanlarını ya ateşli demirle dağlıyorlar ya da kulaklarını sözde kimlikleri belli olsun diye deliyorlar. Batıdan gelen baskılardan sonra Türkiye de de sığırların kulakları delinmeye başlandı. Sıra koyun ve keçilerde (bu uygulama o zaman öngördüğüm, tek bir “uslu oğlan” veteriner hekimin itirazı olmadan gibi 2011 den sonra TR ye geldi). Sıra tavşan ve tavukda. Batılı hayvanları daha iyi idare edebilmek için kısırlaştırma, iğdişleştirme yapıyor. Bu yapılanların hayvan hakları ile bir ilgisi yok. İnsanların, hayvanları rahatça hasad edebilmesi ve paketlenebilmesi ile ilgili. Ne dediğini anladım.
 
BEŞLİ: Belli ki bu uygulamaları sen, bizim bu ufak kasabada gördüğümüzden daha iyi görüyorsun.Biz koyunculuğu ve davarcılığı bırakmak zorunda kaldık. Herzaman boğuş köpeklerimiz vardı. Çoban herzaman itlerini boğuştururdu ya da başka sürülerin itlerine karşı, yaylada, merada bir dolu sürü otlarken, istese istemese de denerdi. İti güreştirmek, itin asıl işinden kök sürer. Sürüler gittikten sonra bizim ve yakışıklı köpeklerimiz için geride kalan son hareket, neşe, heyecan güreşlerdi. Güreşen boğuş itleri bizlerle yokolup gidecek
(Beşli bu noktada haklı. Fransız da aynı şekilde kuzey Afrikalının Tazı ile avlanmasını yasaklamış ve Tazı nesillerini ortadan kaldırmıştı. Gerekçeleri –safari avlarına çıkan sanki kendileri değil de yerli halkmış gibi- doğayı korumaktı. Sovyetler zamanında Ruslar Türkmenlerin Alabay beslemelerini yasaklamışlardı ve işgal edilen halklara karşı yapılan kültürel saldırılar listesi uzar gider. Ve evet Türkiye kolonisinde akıl ve vicdan hür!).

Çal daki koyun köpeklerine bak. Sayıları çok tükendi. O kadar ki köylerde eski yerli iti kolay kolay göremezsin artık. Bazı köylüler ve çobanlar eski hayat tarzlarını devam ettiremeseler de bir şekilde bir kaç boğuş iti yetiştirmeyi bırakmamışlardı. Ne yazık ki bugün eskinin ondabiri bile it kalmadı. Hergün sayıları hızla azalıyor. Bana bu itleri Amerika da kaydettiklerini, İstanbul, İzmir, Ankara da vahşi hayvanlar gibi kafeslerde korumak maksadıyla beslediklerini söyledin. Bu itlerin adlarını bir işe yaramayan zavallı örnekleri ile korurlar ancak. Biz köpeklerin adlarını toparlayıp yazmayız ama atalarını üç nesil öncesine kadar biliriz.

IŞIK: Demek ki bu itler kendilerini, kendileri üzerinden, en iyileri üzerinden bir sonraki nesle aktarıyorlar. Başka bir deyişle, geçmişi geleceğe aktarırken, geçmişi, bugün daha nitelikli yapıyorsun. İti koruyorsun, adını değil. Onun için mi “her ananın doğurduğu her oğlan pehlivan olmaz” demiştin?
BEŞLİ: Aslolan kandır ve pehlivan olmak güreşmekten geçer, kara kalem ile yazmak ile gösterişçilik etmekten değil.

Beşli, İsmail Kara nın takma adı. Beşli nin gayet sıcak yeşilimsi gök gözleri ışıkla dolu. Gözlerini kırpıştırdı.Yorulduğunu ve üzüldüğünü farkettim. Bana ayırdığı vakit, samimi tecrübesi ve iyi bi ev sahibi olduğu için teşekkür ettim, uzun ömür diledim. Beşli’nin geleneklere uygun  olarak döşenmiş, evinde, envai renkli ve desenli minderlerin üstünde oturmuş, kerpiç duvarların adeta tarlalardan alıp içine sindirdiği alma, armut, ayva, un ve saman kokularını soluyarak, biskivülerimizi yemiş, çayımızı bitirmiştik. Çoban arkadaşım Halil ile ben ayağa kalkarken Beşli kapıyı açtı. Elini öperken yüksek bozkırın içinde asılı kalmış koyun ve toprak kokusu, serin hava ile birlikte içeri aktı. Tüm bozkırı yüzümde hissettim. Bizi yolumuza gönderirken iyi dileklerini ekledi:  “Ugurlar olsun.” Ben de içimden dedim “İçin nur ile dolsun”.

Denizli 28 Nisan 2006

Bu söyleşi 2007 yılında Choban Chatter da İngilizce yayınlandı.

ek: Göğercinin eyisi havada, itin eyisi boğuşta belli olu. GI

 
Sertifikalı Tecavüz

“Pet sahibi olmak tabiki de sertifika gerektirmemeli. Sonuçta Türkiye'de pekçok sertifika para ile satın alınır ya da diğer taraftan bakılırsa para kazanmak için birilerine verilir. Konunun temeline inildiğinde bence konu sertifika değildir. Konu belirli noktalardan girerek adım adım ilerleme kaydetmek,bu ülkeyi pilot ülke olarak kullanmak ve bu doğrultuda ufaktan ufaktan bir yerlerden başlamak. İyi başlangıç! (türkvet veri sistemini de unutmayalım lütfen)

Bunun dışında Türkiye'de sadece insan olabilmek ve yaşamak için bile sertifika gerekir, eğer hakkı ile verilecek ise. Bu da, bizi alakadar etmesi gereken başka bir konu.

Millet olarak sorunumuz şu: Dedikodu yapan fakat şikayet etmeyen, konu ile ilgili olan fakat konuşmayan, bizim olan fakat benimsemeyen, iyiyi gören fakat almayan...  bir toplumuz.

İyiler evlerinde oturdukca, kuklalar bu ülkede geri kalan işleri tabiki yapar. Dış kaynaklarda tabiki bu kişileri besler ve sever.

Bugün sertifika verir, yarın kayıt yapar, sonra ırklar konusunda çalışır ve sonra elinden alır, “benim” der. Buna sen izin verirsin. Çünkü haklı tarfları da vardır. Sen hiçbirşeyi doğru düzgün yapamamışsındır, ilkel düşünceler içinde,dıştan yardım bekler bir yapıdasındır. Peki bütün bunlar olup bitince “Kültür nedir?”  diye düşünürken, bakarsın, alttan birisi ateşi vermiş.

Devlet vesayeti altındaki semai dinin imamlarına gelince.Din, din içindir. Halk için değildir. Onlar dinini yaşar, namazını kılar. Eee daha ne istiyorsun? Kime ne görev, makam, mevki verildi ise ,o söz konusu yer doldurulur. Aybaşı maaş alınır, lüks villalara mescid yapılır. Özet budur.

Kesin olan şu: Doğal hayatta hiçbir canlının bir sertifikaya, belgeye v.s. ihtiyacı tabiki de yoktur, bahsettiğimiz canlıların bir sahibi yoksa. Eğer sahibin varsa, bunun aksine senin değil bir sertifikaya, ayrıca kulak küpesine de ihtiyacın var demektir. Kullaklarını hazırla...”

Veteriner Hekim, Yusuf Baylan 29-04-2014

Baylan’ın sözünü ettiği insanların kulak küpesine ihtiyacı olması durumu uzak ve hayali bir durum değil. “Ali’den al Veli’ye ver”ci, Sosyalist İsveç’te benzer bir uygulamaya alışveriş merkezlerinde başlandı. Amerika’da ABC televizyonunda çocukların çiplenmesinin faydalarından sözedildi. Çiplenmeye karşı çıkan sadece “Şeytana direndiğinde senden kaçacaktır. James 4:7” diyen radikal Hristiyanlık. Modern,  “Ilımlı İslam” o alana ayak basmıyor. O alana basmasına olanak sağlayacak çizmeleri gözetim altında.  Ilıltılmış İslam henüz ve hala peygamberin resimleri ve karikatürleri, mümünin ideal sakal biçimi ile periodik olarak “orucu neler, nasıl bozar?” gibi aslında suya sabuna dokunmayan konularına takılı kalık. Bulundukları pozisyonda, çalılardan ağaçları görmeleri mümün değil.  Görseler de seslerini çıkarmamaları, maaşlarının ilkelerden daha önemli olması sebebiynen. Bu durumda ne bildiklerini, ne de gördüklerini söylebilirler.  Ve eminim modern türksüler, çocuklarının doğduklarında damgalanmalarını bir ilerleme olarak göreceklerdir. Ben de öyle görüyorum: digital köleliğe doğru marş marş ileri. Bugün enik çipleyen, yarın bebek çipleyecek. “Hürriyet bolluğu” yaşanan TR de, insan haysiyetini ve bireyin seçimini hiçe sayan, evlilik öncesi sağlık belgesi gerekiyor. Tabii ki herzamanki gibi gerekçe “kamu yararı”.  Kamu olmasaydı, bu millet ne güzel idare edilirdi! Ama kimin kamusu? Sıra çocuk yapma sertifikasında. Öyle her önüne gelen çocuk yapamayacak.  Merkezin, tabii ki sizden daha akıllı, daha bol diplomalı, daha uzun kravatlı, daha kısa donlu, daha ahlaklı, daha görgülü, daha mavi kanlı örümceklerinin keyfine göre sertifikalanacaksınız.  Zaten Hayvan Hakçılar için “pet” (ki onlar için insan olmayan hayvan) ile çocuk (ki onlar “insan yavrusu” diyorlar) arasında fark yok. Vesayet ve kayıt altına girmeye rıza gözterdiniz mi sadece parmak izi ve DNA’nızı değil ruhunuzu bile kayıtlarlar. Kayıd altı-=hürriyet dışı.

Hayvanlarla cinsi münasebeti–belli ki akıllarından hiç çıkmayan bir haz konusu- yasaklamayı akıllarına getiren bu Kleoptomanyakların, nedense normalde kanun dışı olan fahişeliğin, devlet eliyle işletilmesi durumu akıllarına gelmez. Bu önce insanın akla gelmesi demek olur! Vatandaş için kanun dışı olan, devleti ellerine geçirenler için otamatikman kanun-içi oluveriyor. Kleoptaların hobi ve takıntıları hayvanlarla cinsel ilişi kurmak. Siz çevrenizde kimi biliyorsunuz bu tür ilişkiye giren? Bazı marjinal haller, yasaklarla popularize edilir. Kaç kişi ağaca çıkıp işer? Marjinal bir grup.  Ama olsun, bizde marjinal işeyicilerin tırmanmış oldukları bir ağacın altından geçebiliriz bir gün.  Kanunla belirleyelim işeme rakım, enlem ve boylamlarını. Belli ki bunların düşüp kalktıkları, bur türden hayvanseviciler. Sevdiler mi , dibine kadar, tam seviyorlar.

Devlet onanımlı ve donanımlı fahişeciliğe, hem onların hem de devletçillerin ses çıkarmamalarının ikinci sebebi  “dişi insanla” ilişkiye giren ayrıcalıksız vatandaşların, adına kibarca vergi denen haraca tabi tutulmaları. Devlet gözetimi altında yapılan -şübhesiz yine kamu yararına- kollektif fahişecilik aktivitelerinde, fahişeler zorunlu olarak vatan ve millet için çalışırlarken, ziyaterçiler hobi olarak bu etkinliğe katılıyorlar. Boş boş sokaklarda dolaşacaklarına, bisiklete bineceklerine kendilerine hobi ediniyorlar;  binicilik yeteneklerinin nesnesinde ufak bir değişiklik yapıyorlar. Harac vermeden, el , bacak, sırt, kalem, ahlak, akıl, tecrübe pazarlamak ciddi bir sorun değil ama vücudun belli noktaları, aslında güya, ruhu ve içgüdüleri olmayan devleti uyarıyor ve aktiviteden üretilen enerjiden kibarca pay almasını tetikliyor. Devletin izni olmadan, normalda bir kadın ile bir erkek (belli durumlarda bol kadın ve bol erkek; takım olarak) para karşılığında birbirlerinden zevk alamıyorlar. Zevk alma sertifikası satın almaları gerekiyor. Cinsi işportacılık yasak. Serbest fahişelik kanun dışı ama, kamu yararına, kamucul alanda ise yığınla. Kanunlarını bile ithal eden bir koloniden daha fazlası da beklenemezdi.

Devlet idaresindeki konsantre toplu yüğürüm/sex merkezleri , tabii ki toplum ahlâkı ve şuuru için hem zararsız hem de “helâl”; ama sadece çalışanlara madalya verilmiyor. Orada çalışmak durumunda kalan, aslında hırsızlık yapmadıkları ve kandırmadıkları için, tabiitaıyla, dürüst bir ticari etkinlikte bulunan bu kadınlar, kadıncıklar, vatan, “Avrupa Toplu Soluduğumuz Havayı bile Vergilendirme  Mafyası”, ve kedi hakları mevzuubahis  olduğunda ise bir teferruat.  Kadının tarihi ve kültürel anlam ve kıymetini aşındırma, kadını nötralleştirme felsefesi,  feminizmin kadınımsı savaşçıları , kendileri gibi değil, ama gerçek kadınlar, sex köleleri sözkonusu olduğunda ne seslerini çıkartırlar ne de parmaklarını kaldırırlar. Öte yandan kleoptoları doğuranlar, erkekler; babaları olmalı. Monossex bu insan altürü. Analarından doğan, damarlarında kızıl kan taşıyan, analarını emerek ilk sütlerini tatmış insanların, yine başka bir analar kümesini yoğun olarak pazarlamaları, haraca bağlamaları, sütçül gariban fabrika ineği gibi ticari maximizasyon için sağmaları, görmezden gelmeleri ancak sosyopatların işi olabilir. Sosyopatlara derdinizi anlatamazsınız. Ancak bilinçlenerek kendinizi onlara karşı koruyabilirsiniz. İradeniz ve vicdanınız işgal edilmediği sürece hürsünüz çünkü.

Hakları çalan çalgıcıların, genelde patolojik obsesyon la donanık şahıslar olduğu gün gibi açık, ama yine de burada kritik soru şu:  Eti alınan, satılan, ağır vergiye tabi sığır ve koyundan hızını alamayan, farzedelimki,  hani belki, ihtimalen, süper maaşlı  Millet’in Meclisi - ama tabiiki değil- neden sizin evinizdeki kedi ,köpek ve kuşla ilgilenir de vergisini kuruşuna kadar topladığı modern kölelerin birincil dertleriyle ilgilenmez? Çünkü onların dertleri ve hatta boş vakit meşgaleleri, işçi, köylü, avukat, çocuk ve envai çeşit kölemen korkutmak -tabii ki böğürerek-, döğmek, ve insan kılığında kıç kıvırmaktır. Kıvırmadan ve kıvrandırmadan varolamazlar. Kıvrıktırlar.